Danıştay 7. Dairesi'nin 2018/2342 sayılı kararında, idarenin itiraza cevap vermeyerek oluşan zımni reddi, alacağı kesinleştiren bir işlem olarak kullanamayacağı belirtilmiştir. Bu durum, idarenin 'işlem tesisi' yükümlülüğü ile bireyin 'hak arama özgürlüğü' arasındaki dengeyi nasıl kurmaktadır?
Bu karar, bu dengeyi bireyin hak arama özgürlüğü lehine kurmaktadır. Kararın temel mantığı şudur: Zımni ret kurumu, idarenin hareketsizliği (sükutu) karşısında bireyin mağdur olmasını engellemek ve yargı yolunu açmak için getirilmiş bir güvencedir. Bireyin, idareden bir cevap beklerken hak arama süresini kaçırmasının önüne geçmeyi amaçlar. İdarenin ise, kendisine yapılan bir başvuruya veya itiraza yasal süresi içinde açıkça ve gerekçeli bir şekilde cevap vererek 'işlem tesis etme' yükümlülüğü vardır. Danıştay, bu kararıyla, idarenin kendi yükümlülüğünü (cevap verme) yerine getirmemesinden kaynaklanan bir durumu (zımni ret), birey aleyhine bir silaha dönüştüremeyeceğini vurgulamıştır. İdare, 'Ben cevap vermedim, sen de dava açmadın, o halde alacak kesinleşti' diyemez. Çünkü alacağın kesinleşmesi için idarenin itirazı açıkça reddeden bir işlem tesis etmesi ve bu kararın kesinleşmesi gerekir. Zımni ret, bireye tanınan bir 'seçimlik hak'tır (dava açma hakkı); idareye tanınan bir 'alacak kesinleştirme' aracı değildir. Bu yorum, dengeyi, işlem tesis etme yükümlülüğünü yerine getirmeyen idarenin aleyhine, hak arama özgürlüğü kısıtlanmak istenen bireyin lehine kurar. (Kaynak: Danıştay 7D-Karar : 2018/2342)