Bir suç örgütünün üyesi olduğu iddiasıyla yargılanan bir sanık hakkında, örgüt üyeliği suçundan delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verilirken, aynı dosyada yargılandığı başka bir suçun (örneğin yağma) 'örgüt faaliyeti çerçevesinde işlendiği' kabul edilerek bu suçtan mahkumiyetine karar verilmesi hukuken mümkün müdür? Bu durumun infaz hukukuna etkisi ne olur?
Bu durum, uygulamada karşılaşılan çelişkili ve hukuken sorunlu bir durumdur. Mantıksal ve hukuki tutarlılık açısından, bir kişinin 'örgüt üyesi olmadığı' tespit edildikten sonra, işlediği bir suçun 'örgüt faaliyeti çerçevesinde işlendiğinin' kabul edilmesi kural olarak mümkün olmamalıdır. Çünkü TCK m.220'nin sistematiği, faaliyet suçundan sorumluluğu örgüt mensubiyetine (kurucu, yönetici, üye) bağlamaktadır. Eğer kişi örgüt üyesi değilse, işlediği suç ancak TCK m.220/6 (örgüt adına suç işleme) veya m.220/7 (örgüte yardım) kapsamında değerlendirilebilir; bu durumda da bu suçlardan ayrıca bir hüküm kurulması gerekir. Mahkemenin, kişiyi üyelikten beraat ettirip, faaliyet suçundan mahkum etmesi ve bu durumu gerekçelendirmemesi, kararın kendi içinde çelişkili olmasına neden olur. Bu durumun infaz hukukuna etkisi kritiktir. Eğer böyle bir karar kesinleşirse, kişinin infazı hesaplanırken, örgüt üyeliğinden beraat ettiği için 'örgüt mensubu' sayılmaması ve 5275 s. Kanun m.107/4'teki 2/3'lük ağırlaştırılmış koşullu salıverilme oranının uygulanmaması gerekir. İnfaz, yağma suçunun genel infaz rejimine göre yapılmalıdır. Aksi uygulama, beraat kararına rağmen kişiyi fiilen örgüt mensubu gibi değerlendirmek anlamına gelir ve hukuka aykırıdır. (Kaynak: sen.av.tr makalesi, TCK m. 220)