5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 19. maddesi, muhbirin kimliğinin gizli tutulmasını öngörmektedir. Bu hüküm, sanığın 'tanıkla yüzleşme' hakkı (AİHS m. 6/3-d) ile nasıl dengelenmelidir? Yargıtay, bu dengeyi nasıl kurmaktadır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #88786

5607 sayılı Kanun'un 19. maddesindeki muhbirin kimliğini gizleme kuralı ile sanığın AİHS m. 6/3-d'deki tanıkla yüzleşme hakkı arasında bir denge kurulması zorunludur. Yargıtay, bu dengeyi kurarken, muhbirin beyanının mahkumiyetteki rolünü esas almaktadır. Eğer muhbirin beyanı, mahkumiyet için kullanılan tek veya belirleyici delil ise, sanığın savunma hakkının kısıtlanmaması için muhbirin kimliği gizli tutulamaz ve duruşmada dinlenmesi gerekir. Bu, sanığın tanığın güvenilirliğini sorgulama ve ona soru sorma imkanına sahip olması için gereklidir. Ancak, muhbirin beyanı sadece bir başlangıç şüphesi oluşturmuş ve mahkumiyet, bu ihbardan bağımsız olarak elde edilen başka somut delillere (arama sonucu bulunan eşya, teknik takip, başka tanık beyanları vb.) dayanıyorsa, kamu yararı (suçla mücadele ve muhbirlerin korunması) gereği muhbirin kimliğinin gizli tutulması ve dinlenmemesi, adil yargılanma hakkının ihlali olarak görülmeyebilir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 03.05.2023 tarihli kararında da belirtildiği gibi, mahkeme olayın niteliğini gözeterek, muhbirin izni varsa kimliği açıklanarak, izni yoksa kimliği açıklanmadan (ancak yine de savunma hakkına imkan tanıyacak usullerle) dinlenmesi gerektiğini vurgulayarak bu dengeyi kurmaya çalışmaktadır. (Kaynak: 5607 s.K. m. 19; AİHS m. 6; Yargıtay 10. CD, 03.05.2023, 2022/10657 E.)