TCK m. 216/3'te düzenlenen dini değerleri aşağılama suçu ile Anayasa m. 24'te güvence altına alınan din ve vicdan özgürlüğü arasındaki ilişkiyi, ateizm veya agnostisizm gibi inançsızlık beyanları açısından değerlendiriniz. Bir kişinin, herhangi bir dine veya kutsal sayılan değerlere inanmadığını, bunların insanlar tarafından yaratıldığını alenen ifade etmesi, tek başına TCK m. 216/3 kapsamındaki suçu oluşturur mu?
Hayır, bir kişinin dinlere veya kutsal değerlere inanmadığını, bunların insanlar tarafından yaratıldığını ifade etmesi, tek başına TCK m. 216/3'teki suçu oluşturmaz. Anayasa'nın 24. maddesi ile güvence altına alınan din ve vicdan özgürlüğü, sadece inanma özgürlüğünü değil, aynı zamanda inanmama (ateizm), şüphe duyma (agnostisizm) veya dini konulara kayıtsız kalma özgürlüğünü de içerir. İHAM'ın da belirttiği gibi, bu özgürlük ateistler, agnostikler ve kuşkucular için de temel bir değerdir. TCK m. 216/3'teki suçun unsuru 'aşağılama'dır. Aşağılama, bir değeri küçük görme, tahkir ve tezyif etmedir. Eleştiri, sorgulama, reddetme veya bir inancın doğruluğunu tartışma ise ifade özgürlüğü ve din ve vicdan özgürlüğü kapsamındadır. Dolayısıyla, bir kişinin, kaba hakaret, küfür veya onur kırıcı ifadeler kullanmaksızın, sadece ateist veya agnostik bir bakış açısıyla dinlerin veya kutsalların gerçekliğini reddetmesi 'aşağılama' fiilini oluşturmaz. Aksi bir yorum, inançsızlığı veya yerleşik inançlara aykırı her türlü düşünceyi otomatik olarak suç haline getirir ki bu, Anayasa m. 24'teki 'kimse düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz' hükmüyle ve demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmaz. (Kaynak: TCK m. 216/3; Anayasa m. 24; İHAM, Aydın Tatlav/Türkiye kararı)