İHAM'ın İmret/Türkiye kararında, Cumhuriyet savcısının asliye ceza mahkemelerindeki duruşmalara katılmamasının 'objektif tarafsızlık' ilkesini ihlal ettiği sonucuna varmasının temel gerekçeleri nelerdir? Bu karar, AYM'nin aynı konudaki aksi yöndeki kararlarından hangi noktalarda ayrılmaktadır?
İHAM'ın İmret/Türkiye kararındaki temel gerekçe, savcının yokluğunda mahkeme hâkiminin, iddia makamının rolünü üstlenerek re'sen delil toplaması ve bu delillere dayanarak mahkumiyet hükmü kurmasıdır. İHAM'a göre bu durum, hâkim ve savcı rollerinin birbirine karışmasına ve mahkemenin 'objektif tarafsızlığı' hakkında haklı kuşkular doğmasına neden olmuştur. Hâkimin sadece iddiayı değerlendiren pasif bir konumda kalmayıp, aktif olarak sanık aleyhine delil araştırması (olay yerinde keşif yapması, bilirkişi raporu alması gibi), onu davanın bir tarafı gibi göstermiş ve yansızlığına gölge düşürmüştür. Bu karar, AYM'nin önceki kararlarından temel bir noktada ayrılmaktadır: AYM, hâkimin 'maddi gerçeği re'sen araştırma ilkesi' uyarınca delil toplayabileceğini ve savcının yokluğunun bu ilkeye ve tarafsızlığa aykırılık oluşturmayacağını belirtmişti. İHAM ise, savcının yokluğunda hâkimin bu yetkiyi kullanmasının, özellikle sanık aleyhine delil toplamasının, rolleri karıştırarak 'objektif tarafsızlığı' ve dolayısıyla adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini kabul etmiştir. İHAM, 'çelişmeli yargılama' ve 'silahların eşitliği' ilkelerinin de savcının yokluğunda zedelendiğini vurgulamıştır. (Kaynak: İHAM, İmret/Türkiye, B. No: 69539/12; AYM, E.2015/9, K.2015/94)