AYM ve İHAM istatistiklerine göre, Türkiye aleyhine verilen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ihlali kararlarının toplam ihlaller içindeki oranı (%1 ve %15,5) arasında ciddi bir fark bulunmaktadır. AYM'nin bu konudaki performansının İHAM'a göre daha 'çekingen' olduğu iddiasının temelinde ne yatmaktadır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #88699

Bu istatistiksel fark ve 'çekingenlik' iddiasının temelinde, iki mahkemenin tutukluluğun hukukiliğini denetlerken benimsediği standartlar ve denetimin derinliğindeki farklılık yatmaktadır. AYM, tutuklamanın hukukiliğini incelerken denetimini genellikle 'tutuklama kararının dayanaksız olup olmadığı ve keyfilik içerip içermediği' ile sınırlı tutmaktadır. Yani, soruşturma makamlarının 'kuvvetli suç şüphesi' takdirine, bu takdirin 'olgusal temelden tamamen yoksun' veya 'açıkça keyfi' olmadığı sürece pek müdahale etmemektedir. İHAM ise, kendi terminolojisiyle 'makul şüphe' standardını daha titiz bir şekilde denetlemektedir. İHAM, tutuklama kararında şüpheyi destekleyen somut olguların ve delillerin objektif bir gözlemciyi ikna edecek şekilde açıkça gösterilip gösterilmediğini inceler. Gerekçesiz, bireyselleştirilmemiş veya soyut ifadelere dayanan tutuklama kararlarını daha kolaylıkla ihlal olarak görmektedir. Bu nedenle AYM, daha çok tutukluluğun makul süreyi aşması gibi usuli konularda ihlal kararı verirken, tutuklamanın en başındaki 'şüphe' standardının varlığı konusunda daha sınırlı bir denetim yapmakta, bu da İHAM'a göre daha az sayıda ihlal kararı vermesiyle sonuçlanmaktadır. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/adil/durust-yargılanma-hakki-ihlallerine-iliskin-bilanco-ve-kisi-hurriyeti-ve-guvenligi-hakki-bilancosuna-kisa-bakis)