Bir hak ihlali iddiasının, adil yargılanma hakkı kapsamında değil de, ilgili maddi hakkın (örneğin mülkiyet hakkı, ifade özgürlüğü) 'usul boyutu' içinde incelenmesi ne anlama gelir? Bu yaklaşımın temel nedenini ve bir örneğini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #88652

Bir hak ihlali iddiasının ilgili maddi hakkın 'usul boyutu' içinde incelenmesi, o hakkın etkili bir şekilde korunabilmesi için devletin yerine getirmesi gereken usuli güvencelerin denetlenmesi demektir. Adil yargılanma hakkı (AİHS m. 6) genel bir usuli hak iken, diğer maddi hakların (yaşam hakkı, mülkiyet hakkı vb.) da kendilerine özgü usuli güvenceleri vardır. Mahkemeler (AYM ve AİHAM), genellikle daha özel olan maddi hakkın usul boyutunu incelemeyi tercih eder. **Temel Neden:** Bu yaklaşımın temel nedeni, hakkın doğasıyla doğrudan bağlantılı bir denetim yapmaktır. Usuli eksiklik, maddi hakkın özünü zedelediği için, ihlal tespiti doğrudan o hak üzerinden yapılır. Bu, adil yargılanma hakkının bir nevi 'yedek' veya 'genel' hüküm olarak kalmasını sağlar. **Örnek:** Başvurucunun kamulaştırmasız el atma nedeniyle açtığı tazminat davasında, mahkeme kararının gerekçesiz olması. Bu durum, hem adil yargılanma hakkı altındaki 'gerekçeli karar hakkı'nın, hem de Anayasa m. 35/AİHS P1-1'deki 'mülkiyet hakkı'nın ihlalidir. Mahkeme, bu durumu incelerken, 'Devlet, mülkiyete müdahale ederken keyfi davranmadığını, müdahalenin meşru bir amaca dayandığını ve ölçülü olduğunu göstermelidir. Yetersiz gerekçe, bu denetimi imkansız kılarak mülkiyet hakkının usul boyutunu ihlal etmiştir' diyerek, ihlali doğrudan mülkiyet hakkı üzerinden kurabilir. Bu durumda, adil yargılanma hakkı ihlali olarak kayda geçmez. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/adil/durust-yargılanma-hakki-ihlallerine-iliskin-bilanco-ve-kisi-hurriyeti-ve-guvenligi-hakki-bilancosuna-kisa-bakis)