Anayasa m. 13'te düzenlenen temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasına ilişkin 'kanunilik' ilkesinin, 'soyut kanunilik' ve 'somut kanunilik' olarak iki yönü olduğu düşünülebilir. Bireysel başvuruda AYM'nin denetimi bu ayrıma göre nasıl şekillenir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #88648

'Kanunilik' ilkesinin iki yönü vardır: 1) **Soyut Kanunilik:** Bu, sınırlamaya dayanak olan kanun hükmünün kendisinin Anayasa'ya uygunluğunu ifade eder. Kanun hükmünün açık, belirli, erişilebilir ve öngörülebilir olması gerekir. Bir kanun hükmünün bu nitelikleri taşımaması, yani soyut olarak belirsiz olması, kural olarak Anayasa Mahkemesi'nin 'norm denetimi' (iptal davası veya itiraz yolu) yetkisi kapsamındadır. 2) **Somut Kanunilik (Tipiklik):** Bu ise, soyut olarak anayasaya uygun olan bir kanun hükmünün, somut bir olaya uygulanma şeklinin hukuka uygunluğunu ifade eder. Yani, derece mahkemesinin yorumunun, kanunun lafzını ve amacını aşarak öngörülemez bir hale gelip gelmediği denetlenir. Bireysel başvuruda AYM'nin asıl denetim alanı 'somut kanunilik'tir. AYM, bir kanun hükmünü iptal etmez, ancak o hükmün somut olayda temel bir hakkı ihlal edecek şekilde 'öngörülemez' veya 'keyfi' bir biçimde yorumlandığına karar verebilir. Özgür Boğatekin kararında AYM, TCK m. 267'nin kendisinin belirsiz olduğunu söylememiş, ancak bu hükmün başvuruya konu olayda basının eleştiri hakkını kapsayacak şekilde 'öngörülemez' biçimde yorumlanarak uygulandığını tespit etmiş, yani somut kanunilik denetimi yapmıştır. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/bireysel-basvurularda-kanuniligin-denetlenme-siniri)