Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurularda bir kanun hükmünün yorumlanması ve somut olaya uygulanmasını incelerken 'bariz takdir hatası' ve 'açık keyfilik' kriterlerini kullanmaktadır. Ancak Özgür Boğatekin kararında olduğu gibi ifade ve basın hürriyeti gibi maddi hakların ihlali iddialarında bu denetimin sınırı nasıl değişmektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #88452

AYM, kural olarak bir kanun yolu mercii gibi hareket etmez ve derece mahkemelerinin delil takdiri ile kanun yorumuna 'bariz takdir hatası' veya 'açık keyfilik' olmadıkça müdahale etmez. Bu, genellikle adil yargılanma hakkı ihlali iddialarında uygulanan bir standarttır. Ancak, Özgür Boğatekin kararında görüldüğü gibi, Anayasa'da korunan ifade özgürlüğü (m. 26) ve basın hürriyeti (m. 28) gibi maddi bir hakkın ihlal edildiği iddiası söz konusu olduğunda, AYM denetimini derinleştirir. Bu durumda mesele, sadece mahkemenin yorumunun keyfi olup olmadığı değil, aynı zamanda bu yorumun temel hakkı 'öngörülebilir' bir şekilde kısıtlayıp kısıtlamadığıdır. AYM, TCK m. 267'deki iftira suçunun, basının kamusal gözetleyici rolü kapsamındaki eleştirel yazılarını kapsayacak şekilde geniş ve öngörülemez bir biçimde yorumlanmasının, Anayasa m. 13'te belirtilen 'kanunilik' ölçütünü (özellikle öngörülebilirlik alt ilkesini) karşılamadığına karar vermiştir. Yani, mahkemenin yorumu bariz bir hata içermese bile, temel hak üzerinde caydırıcı bir etki yaratacak şekilde öngörülemez ise, bu durum 'kanunilik' ilkesi üzerinden bir hak ihlali olarak kabul edilir. Bu, maddi hakların korunması için denetimin sınırının genişletildiği anlamına gelir. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/bireysel-basvurularda-kanuniligin-denetlenme-siniri)