AYM ve AİHM'nin tutukluluğun hukukiliği denetiminde 'kuvvetli belirti/makul şüphe' kriterini incelerken, işin esasına girme ve bir temyiz mercii gibi davranma eleştirisinden kaçınmak için benimsedikleri temel yaklaşım nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #88329

AYM ve AİHM, bu eleştiriden kaçınmak için, denetimlerini sanığın 'suçlu olup olmadığı' (mahkumiyet) ile değil, tutuklama anında özgürlüğün kısıtlanmasını haklı kılacak 'objektif bir nedenin' bulunup bulunmadığı ile sınırlı tutarlar. Metinde belirtildiği gibi, 'tutuklulukta incelemelerin yüzeysel yapıldığı, keyfilik veya kuvvetli şüphenin olgusal temelinin olup olmadığı ile sınırlı bir denetime gidildiği' ifade edilmektedir. Bu, şu anlama gelir: Mahkemeler, dosyada mevcut olan delillerin, tarafsız bir gözlemciyi, kişinin o suçu 'işlemiş olabileceği' konusunda ikna etmeye yetip yetmediğine bakar. Delillerin birbiriyle çelişip çelişmediği, delillerin güvenilirliği gibi 'işin esasına' ilişkin tartışmalara girmezler. Amaç, tutuklama kararının tamamen keyfi, dayanaksız veya soyut iddialara dayanıp dayanmadığını tespit etmektir. Eğer tutuklamayı haklı gösterecek hiçbir somut olgu veya belirti yoksa, bu bir hak ihlalidir. Ancak, tutuklamayı destekleyen bazı somut olgular varsa, bu olguların mahkumiyet için yeterli olup olmayacağı, bireysel başvuru merciinin değil, derece mahkemelerinin görevidir.