AYM ve AİHM içtihatlarında, maddi bir hakkın (örneğin yaşam hakkı, özel hayata saygı hakkı) ihlali incelenirken, bu hakkın 'usul boyutunun' değerlendirilmesi ne anlama gelmektedir? Bu inceleme, adil yargılanma hakkı incelemesinden nasıl farklılaşır?
Maddi bir hakkın 'usul boyutu', o hakkın sadece devlet tarafından ihlal edilmemesi (negatif yükümlülük) değil, aynı zamanda devletin o hakkı korumak için gerekli önlemleri alması ve ihlal iddialarını etkili bir şekilde soruşturması (pozitif yükümlülük) gerektiği anlamına gelir. Örneğin, yaşam hakkının usul boyutu, bir ölüm olayının ardından devletin etkili, hızlı ve bağımsız bir ceza soruşturması yürütme yükümlülüğünü içerir. 'Adil/Dürüst Yargılanma Hakkı' metninde belirtildiği gibi, bu usuli güvenceler, 'birçok durumda adil yargılanma hakkının içerdiği usul güvenceleri ile çakışmaktadır'. Ancak temel bir fark vardır: Adil yargılanma hakkı (AİHS m. 6), genellikle bir 'davanın' varlığını gerektirir ve o davanın adil yürütülmesine odaklanır. Maddi bir hakkın usul boyutu ise, daha geniş bir çerçevede, ihlal iddiasına ilişkin tüm devlet mekanizmalarının (polis, savcılık, mahkeme) etkinliğini denetler. Metinde, 'yaşam hakkına veya kötü muamele yasağına ilişkin bir davanın makul süreyi aşması durumunda, bu husus ilgili maddi hakkın ihlal edilip edilmediği değerlendirilirken dikkate alınmakta, adil yargılanma hakkı bakımından ayrı bir inceleme yapılmayabilmektedir' denilerek bu farklılaşma örneklendirilmiştir. Yani, sorun doğrudan maddi hakla ilgiliyse, usuli eksiklikler o hakkın ihlali içinde eritilerek incelenir.