AYM'nin 'Özgür Boğatekin' kararında, bir gazetecinin kamusal bir iddiayı (ihalelerin usulsüzlüğü gibi) dile getirmesinin, TCK m. 267'deki iftira suçunu oluşturmayacağı yönündeki kararının temelinde yatan anayasal ilke nedir? Bu karar, basın özgürlüğü ile kişilerin şeref ve itibar hakkı arasında nasıl bir denge kurmaktadır?
AYM'nin 'Özgür Boğatekin' kararının temelinde yatan anayasal ilke, demokratik bir toplumda basının 'kamusal gözetleyici' (public watchdog) rolüdür. Bu rol, Anayasa'nın 26. (ifade özgürlüğü) ve 28. (basın özgürlüğü) maddelerinden kaynaklanır. AYM, kamuyu ilgilendiren konularda, özellikle kamu gücünü kullananların eylemlerine yönelik eleştiri ve iddiaların daha geniş bir korumadan yararlanması gerektiğini vurgulamaktadır. Karara göre, 'bir işlemin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmek', doğrudan bir kişiye 'suç isnat etmekten' farklıdır ve iftira suçunun unsurlarını oluşturmaz. Mahkeme, basının bu tür iddiaları dile getirerek kamuoyunu bilgilendirme ve yetkilileri açıklama yapmaya davet etme işlevinin esas olduğunu kabul etmiştir. Bu kararla AYM, basın özgürlüğü ile şeref ve itibar hakkı arasında bir denge kurarken, konu kamusal menfaati ve kamu görevlilerinin eylemlerini ilgilendirdiğinde, eleştiri ve iddia sınırlarının özel kişilere yönelik olanlardan daha geniş olduğunu ve ifade özgürlüğüne daha ağır bir koruma sağlanması gerektiğini ortaya koymuştur. İftira suçunun oluşması için 'hukuka aykırı fiil işlediğini bildiği halde isnatta bulunma' şeklindeki özel kastın varlığı aranmalıdır.