8. Yargı Paketi teklifinde, İcra ve İflas Kanunu'nda kanun yollarına başvuru sürelerinin 'tefhim' yerine 'tebliğ'den başlamasına yönelik bir düzenleme önerilmektedir. Medeni usul hukukunda zaten 'süre tutum dilekçesi' uygulamasının olmamasına rağmen, bu değişikliğin özellikle icra hukuku uygulaması açısından taşıdığı önem nedir?
Bu değişiklik, icra hukuku uygulamasında yaşanan önemli bir sorunu çözmeyi ve hak arama hürriyetini güvence altına almayı amaçlamaktadır. Medeni usul hukukunda (HMK'da), kanun yolu sürelerinin gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başladığı genel olarak kabul görmektedir. 'Süre tutum dilekçesi' (kısa kararın tefhiminden sonra kanun yolu süresini kesmek için verilen dilekçe) HMK sisteminde yeri olmayan bir uygulamadır. Ancak icra mahkemelerinin kararlarında, İİK'nın özel ve seri yargılama doğası gereği, kanun yolu sürelerinin 'tefhim' ile, yani kısa kararın yüze okunmasıyla başladığına dair yerleşik bir uygulama ve bazı Yargıtay kararları mevcuttu. Bu durum, tarafların ve avukatların, kararın gerekçesini bilmeden, çok kısa süreler içinde kanun yoluna başvurmak zorunda kalmalarına neden oluyordu. Bu da sağlıklı bir kanun yolu denetimini ve savunma hakkını zedeliyordu. Teklif edilen değişiklik, bu çelişkili uygulamayı sona erdirerek, HMK ile tam bir uyum sağlamayı ve icra mahkemesi kararlarına karşı kanun yolu süresinin de, kararın gerekçesiyle birlikte taraflara 'tebliğ' edildiği tarihten itibaren başlamasını temin etmeyi hedeflemektedir. Bu, taraflara kararı inceleyip, gerekçeli kanun yolu başvuru dilekçesi hazırlamaları için makul bir süre tanıyarak hak arama hürriyetini daha etkin hale getirecektir.