İstihbari bilgiye dayalı bir yargılamada, bilgiyi veren 'muhbirin' veya istihbaratı toplayan kolluk görevlilerinin mahkemede tanık olarak dinlenmesinin hukuki gerekliliği ve önemi nedir? Bu kişilerin kimliğinin gizlenmesi (gizli tanıklık) bu gerekliliği ortadan kaldırır mı?
Muhbirin veya istihbaratı toplayan kolluk görevlilerinin tanık olarak dinlenmesi, 'doğrudan doğruyalık' ilkesinin bir gereğidir. Mahkeme, delili birinci elden, yani bilgiyi doğrudan algılayan kişiden temin etmelidir. İstihbari rapor, bu kişilerin algı ve beyanlarının dolaylı bir yansımasıdır. Bu kişilerin duruşmada dinlenmesi, sanığa ve müdafiine onlara soru sorma (çapraz sorgu), beyanlarındaki çelişkileri ortaya çıkarma ve bilginin güvenilirliğini test etme imkanı tanır. Bu, adil yargılanma hakkının ve silahların eşitliği ilkesinin temel bir unsurudur. Yargıtay 20. Ceza Dairesi'nin 2015/15929 E., 2016/1781 K. sayılı kararında, 'tespiti mümkün olduğu taktirde istihbari bilgiyi veren kişi veya kişilerin de tanık olarak dinlenmesi' gerektiği belirtilerek bu hususun eksik soruşturma teşkil edeceği vurgulanmıştır. Bu kişilerin kimliğinin güvenliği nedeniyle gizlenmesi gerekiyorsa, bu durum onların dinlenmesi gerekliliğini ortadan kaldırmaz. Bu takdirde, CMK m. 58'de düzenlenen 'gizli tanıklık' müessesesi işletilebilir. Gizli tanık olarak dinlenmeleri, kimlikleri gizlenerek de olsa, sanığın onlara soru sorma ve beyanlarını çelişmeli bir ortamda tartışma hakkını belirli ölçüde korur. Önemli olan, sanığın aleyhindeki delilin kaynağıyla yüzleşebilmesidir.