Bir yapının 'terör örgütü' olarak kabul edilmesinin hukuki sonuçları nelerdir ve bu tespitin ceza sorumluluğuna etkisi nedir? Anayasa Mahkemesi'nin Ahmet Aslan kararında, bir yapı hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmamasının, o yapı lehine propaganda yapan kişinin ceza sorumluluğuna etkisini 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesi ve TCK m. 30 (hata) bağlamında nasıl ele almıştır?
Anayasa Mahkemesi'nin Ahmet Aslan ve atıf yaptığı Adnan Şen kararlarına göre, bir yapının 'terör örgütü' olduğunun kesinleşmiş bir yargı kararıyla tespiti, suçun kurucu bir unsuru değildir. Ancak bu tespit, o yapının terör örgütü olduğunu 'aleni' hale getirir ve kişilerin bu durumu bilmediği yönündeki iddialarını zayıflatır. 'Suçta ve cezada kanunilik' ilkesi gereği, bir kişi ancak eyleminin suç olduğunu öngörebildiği takdirde cezalandırılabilir. Eğer bir yapı hakkında henüz kesinleşmiş bir yargı kararı yoksa ve bu yapının niteliği kamuoyunda tartışmalı ise, kişilerin bu yapının bir terör örgütü olduğunu bilmediğini iddia etmesi mümkündür. AYM, bu durumda derece mahkemelerinin, propaganda suçunun kasten işlenebilen bir suç olduğunu gözeterek, failin bu yapının terör örgütü olduğunu bilip bilmediğini somut delillerle ortaya koyması gerektiğini belirtmiştir. Eğer failin örgütle bir bağı ispatlanamazsa ve fail, yapının niteliği hakkında hataya düştüğünü iddia ederse, TCK m. 30'da düzenlenen 'hata' hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı değerlendirilmelidir. Ahmet Aslan kararında, beğeninin yapıldığı tarihte PYD/YPG hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı olmadığı, başvurucunun örgütle bağının ortaya konulamadığı ve bu nedenle eyleminin kendisi için cezai sorumluluk doğuracağını öngöremeyeceği sonucuna varılarak 'kanunilik' ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmiştir. Bu, failin kastının ve eylem anındaki öngörülebilirliğin önemini vurgulayan bir yaklaşımdır.