6306 sayılı Kentsel Dönüşüm Kanunu'nda yapılan değişiklikle 'rezerv yapı alanı' tanımından 'yeni yerleşim alanı olarak' ibaresinin çıkarılması, mülkiyet hakkı açısından ne gibi riskler barındırmaktadır? Bu değişikliğin Anayasa Mahkemesi'nin daha önceki iptal kararları ışığında 'ölçülülük' ilkesi açısından bir değerlendirmesini yapınız.
6306 sayılı Kanun'daki 'rezerv yapı alanı' tanımından 'yeni yerleşim alanı olarak' ibaresinin çıkarılması, mevcut yerleşim alanlarının, yani üzerinde binalar bulunan ve insanların yaşadığı bölgelerin de rezerv yapı alanı ilan edilmesinin önünü açmıştır. Bu durum, mülkiyet hakkı açısından ciddi riskler barındırmaktadır. Zira Kanun'un 6/A maddesi gibi hükümler, uygulama alanlarında idareye (Kentsel Dönüşüm Başkanlığı) maliklerin muvafakati aranmaksızın re'sen işlem yapma, taşınmazları Hazine adına tescil etme gibi çok geniş yetkiler tanımaktadır. Bu değişiklikle birlikte, bir mahalledeki sağlam ve risksiz bir bina dahi, bulunduğu alan 'rezerv yapı alanı' ilan edildiği için kentsel dönüşüm sürecine zorla dahil edilebilir. Bu durum, mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale riski taşır. Anayasa Mahkemesi, daha önceki 2014 ve 2017 tarihli iptal kararlarında, 'uygulama bütünlüğü' gerekçesiyle risksiz yapıların da riskli yapılarla aynı kurallara tabi tutulmasını, onlara özgü bir koruma sağlanmamasını 'ölçülülük' ilkesine aykırı bulmuştur. Yeni düzenleme, AYM'nin bu iptal gerekçesini dolanarak, 'rezerv yapı alanı' kavramı üzerinden risksiz yapıların da mülkiyet hakkına müdahale edilmesine zemin hazırlamaktadır. Amaç (afet riskini önleme) ile araç (sağlam binaların da bulunduğu yerleri rezerv alan ilan edip mülkiyet hakkına geniş yetkilerle müdahale etme) arasında makul bir denge kurulmadığı için, düzenlemenin ölçülülük ilkesine ve mülkiyet hakkının özüne dokunma yasağına aykırı olduğu savunulabilir.