Trafik sicilinde kayıtlı bir aracın mülkiyetinin devri için 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 20/d maddesi gereğince noterde resmi satış sözleşmesi yapılması zorunludur. Buna rağmen, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1367 E. sayılı kararında, harici bir satış sözleşmesi ile aracı devreden ilk malikin, aracın 'rızası ile elinden çıktığını' kabul etmesinin hukuki mantığı nedir? Bu durum, şekil şartına aykırılığın geçersizlik sonucunu ortadan kaldırır mı?
Bu durum, şekil şartına aykırılığın geçersizlik sonucunu ortadan kaldırmaz. Harici satış sözleşmesi, 2918 sayılı Kanun m. 20/d uyarınca mülkiyeti devretme açısından hukuken geçersizdir. Ancak Yargıtay'ın odaklandığı nokta, mülkiyetin devri değil, zilyetliğin devredilmesindeki 'irade' unsurudur. Kararda, ilk malikin aracını ve ruhsatını, bedelini kısmen alarak ve bir sözleşmeye dayanarak karşı tarafa teslim etmesi, zilyetliğin 'rızai' bir devri olarak kabul edilmiştir. Bu rızai devir, aracı teslim alan kişiyi TMK m. 988 anlamında 'emin sıfatıyla zilyet' konumuna sokar. Dolayısıyla, harici satış mülkiyeti geçirmese de, zilyetliğin rızaen devredilmiş olması, emin sıfatıyla zilyetten iyi niyetle mal edinen sonraki alıcıların kazanımının korunmasına temel teşkil eder. Yani, mülkiyet devri sözleşmesinin geçersizliği ile zilyetliğin rızaen devri olgusu ayrı ayrı değerlendirilmiştir.