Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1367 E., 2018/249 K. sayılı kararında, aracın sahibinin elinden 'rıza ile çıkması' ve 'rızası olmaksızın çıkması' durumları arasında yapılan ayrımın temel hukuki dayanağı ve sonuçları nelerdir? Bu ayrım, iyi niyetli üçüncü kişinin mülkiyet kazanımını nasıl etkilemektedir?
Bu ayrımın temel hukuki dayanağı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 988. ve 989. maddeleridir. Yargıtay kararında detaylıca açıklandığı gibi, malın sahibinin elinden rızası ile çıkması durumunda (örneğin kiralama, ödünç verme, rehin gibi), malı elinde bulunduran kişi 'emin sıfatıyla zilyet' sayılır. Bu kişiden malı iyi niyetle devralan üçüncü kişinin mülkiyet kazanımı, TMK m. 988 uyarınca korunur. Zira malı emanet eden kişi, bir risk almış sayılır. Buna karşın, mal sahibinin elinden rızası olmaksızın çıkmışsa (çalınma, kaybolma, gasp gibi), bu malı iyi niyetle iktisap eden üçüncü kişinin kazanımı TMK m. 989 uyarınca korunmaz ve asıl malik, 5 yıl içinde taşınır davası açarak malını geri alabilir. Kararda, davalı-karşı davacının aracını harici satış sözleşmesiyle devretmesi, aracın elinden 'rıza ile çıktığı' sonucunu doğurmuş ve bu nedenle TMK m. 988'in uygulanması gerektiği kabul edilmiştir.