Kadir Sağdıç davasında AYM ve İHAM kararları arasındaki farklılık, 'pozitif yükümlülük' kavramının yorumlanmasından kaynaklanmaktadır. Devletin, bir bireyin şeref ve itibarını basının saldırılarına karşı koruma yönündeki 'pozitif yükümlülüğü'nün sınırları bu iki karar ışığında nasıl çizilebilir?
AYM, devletin pozitif yükümlülüğünü daha dar yorumlamıştır. Yerel mahkemenin, basın özgürlüğü ile kişilik hakları arasında bir denge kurmaya çalıştığını, 'görünür gerçeklik' gibi kriterleri uyguladığını ve bariz bir takdir hatası yapmadığını belirterek, devletin pozitif yükümlülüğünü yerine getirdiği sonucuna varmıştır. İHAM ise pozitif yükümlülüğü daha geniş yorumlamıştır. İHAM'a göre devletin pozitif yükümlülüğü, sadece bir dengeleme yapılması değil, bu dengelemenin 'etkili' bir koruma sağlamasını da gerektirir. Soruşturmanın gizliliğini ihlal eden, masumiyet karinesini zedeleyen ve sorumlu gazetecilik ilkelerine uymayan yayınlara karşı yerel mahkemelerin tazminat davasını reddetmesi, devletin koruma yükümlülüğünü 'etkisiz' hale getirmiştir. Dolayısıyla, pozitif yükümlülüğün sınırı, AYM için 'bariz takdir hatası olmaması' iken, İHAM için 'etkili bir koruma sağlanması' olarak çizilmiştir. (Bkz: sen.av.tr/tr/makale/Koramiral-Kadir-Sağdıç’a-İHAM’dan-Tazminat)