Bir şirketin, 6102 sayılı TTK'nın Geçici 7. maddesi uyarınca sicilden resen terkin edilmesi sonrası, alacaklı tarafından şirketin ihyası talep edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2023/1236 sayılı kararında, mahkemenin, terkin işleminin usule uygun olup olmadığını araştırmadan, doğrudan 'ek tasfiye' kararı verebileceği belirtilmiştir. Bu yaklaşımın temelindeki 'menfaatler dengesi' ve 'hukuki yarar' ilkelerini açıklayınız.
Bu yaklaşımın temelinde, yargılamanın amacına en hızlı ve pratik yoldan ulaşma, yani 'usul ekonomisi' ilkesi yatar. 'Menfaatler dengesi' ve 'hukuki yarar' ilkeleri şu şekilde işler: Alacaklının temel amacı ve hukuki yararı, alacağını tahsil edebilmek için karşısında muhatap alabileceği, hukuken var olan bir tüzel kişilik (şirket) bulmaktır. Şirketin sicilden terkin işleminin usule uygun olup olmadığının araştırılması, uzun ve karmaşık bir yargılama sürecini gerektirebilir. Eğer alacaklının bu amacına, daha basit ve hızlı bir yol olan 'ek tasfiye' (TTK m. 547) ile ulaşılabiliyorsa, yani şirket sadece o alacağın takibi için geçici olarak yeniden canlandırılabiliyorsa, alacaklının terkin işleminin usulsüzlüğünün tespitinde ayrıca bir hukuki yararı kalmamış demektir. YHGK, bu durumda mahkemenin, davacının talebi 'ihya' olsa bile, onun asıl amacını gözeterek ve daha pratik bir çözüm olan 'ek tasfiye'ye karar vermesi gerektiğini belirtmektedir. Bu, hem davacının menfaatine (hızlı çözüm) hem de şirketin eski ortaklarının menfaatine (şirketin tamamen hayata dönmemesi) daha uygun olabilir. Bu, talepten daha azına karar verilebileceği ilkesinin bir yansımasıdır.