Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2016/234 sayılı kararında, davacılar (paydaşlar) ile davalı (kiracı) arasında doğrudan bir kira sözleşmesi olmamasına rağmen, davacıların dava açabilmesinin hukuki dayanağı nedir? Bu durumda davacılar ile davalı arasında nasıl bir hukuki ilişki varsayılır?
Davacılar ile davalı arasında doğrudan bir sözleşme ilişkisi yoktur. Davacıların dava açabilmesinin hukuki dayanağı, TMK m. 688 vd. hükümlerinden kaynaklanan 'paylı mülkiyet' hakkıdır. Paylı mülkiyete tabi bir taşınmazdan elde edilen ürünler ve gelirler (kira bedeli gibi), paydaşlar arasında payları oranında paylaştırılır. Kiracı, paydaşlardan sadece biriyle sözleşme yapsa dahi, kiralanan şeyin tamamını kullandığı için, tüm paydaşlara karşı bir 'borç ilişkisi' içine girmiş olur. Bu ilişki, sözleşmeden değil, kanundan (mülkiyet hakkının sağladığı semerelerden yararlanma ilkesinden) doğar. Ancak, Yargıtay kararında da belirtildiği gibi, kiracı sözleşme yaptığı paydaşa tüm kirayı ödeyerek borcundan iyi niyetle kurtulur. Bu durumda, kira alacağını tahsil edemeyen diğer paydaşlar, kiracıya değil, kirayı tahsil eden diğer paydaşa karşı, kendi paylarına düşen miktarın ödenmesi için, aralarındaki paylı mülkiyet ilişkisine dayanarak bir 'alacak davası' açabilirler. Kiracıya karşı dava açabilmeleri ise, ancak kiracının kira bedelini hiç ödememiş veya eksik ödemiş olması durumunda mümkün olur.