HMK m. 142 ve 114/c uyarınca 'mahkemenin görevli olması' bir dava şartıdır. Yargıtay 15. HD'nin 2017/1217 sayılı kararındaki karşı oyda, mahkemenin görevsiz olduğunu 'henüz taraflara tebliğ yapılmadan tensip aşamasında dahi' tespit edip karar verebileceği savunulmuştur. Bu görüş ile Dairenin çoğunluk görüşü arasındaki temel felsefi fark nedir?
İki görüş arasındaki temel felsefi fark, 'usul ekonomisi' ilkesi ile 'hukuki dinlenilme hakkı' (adil yargılanma) ilkesinden hangisine öncelik tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Karşı oyun felsefesi, usul ekonomisine (HMK m. 30) dayanır. Bu görüşe göre, eğer dava en başından yanlış mahkemede açılmışsa ve bu durum açıkça belli ise, tarafları ve mahkemeyi dilekçeler teatisi gibi usuli işlemlerle yormanın ve masrafa sokmanın bir anlamı yoktur. Mahkeme, bu açık usul hatasını en erken aşamada tespit edip düzelterek zaman ve kaynak israfını önlemelidir. Görev kuralları kamu düzeninden olduğu için, mahkeme re'sen ve her aşamada bunu inceleyebilir. Dairenin çoğunluk görüşünün felsefesi ise, hukuki dinlenilme hakkına (HMK m. 27) ve savunma hakkına öncelik verir. Bu görüşe göre, bir davada karar verilebilmesi için, ne kadar açık bir usul hatası olursa olsun, öncelikle davalının davadan haberdar edilmesi ve savunma hakkını kullanma imkanına sahip olması gerekir. Dilekçeler teatisi tamamlanmadan verilen bir karar, davalıyı dinlemeden verilmiş bir karar olur ki bu, adil yargılanma hakkının özünü zedeler. Çoğunluk, usuli kurallara harfiyen uyulmasını hukuki güvenlik için daha önemli görürken, karşı oy pratikliği ve sürati ön plana çıkarmaktadır.