Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2016/1850 sayılı kararında, davalı kira ilişkisinin varlığını yazılı delille ispatlayamamıştır. Kararda, 'davacı borçlunun icra takibine itiraz etmemesi de kira akdinin varlığını kabul ettiği anlamına gelmez' denilmektedir. Bu ifadenin hukuki gerekçesi nedir? İtiraz etmemek neden zımni bir kabul sayılmaz?
Bu ifadenin hukuki gerekçesi, ilamsız icra takibine itiraz edilmemesinin sonuçlarının İİK m. 68 vd. maddelerinde özel olarak düzenlenmiş olmasıdır. İtiraz etmemenin tek sonucu, takibin kesinleşmesi ve alacaklının haciz isteme hakkı kazanmasıdır. Bu, maddi hukuk açısından borcun veya temelindeki hukuki ilişkinin (kira sözleşmesinin) varlığının kabul edildiği anlamına gelen bir 'ikrar' değildir. Borçlu, çeşitli nedenlerle (ihmal, tebligatı alamama, hukuki bilgisizlik vb.) takibe süresinde itiraz edememiş olabilir. İtiraz etmemek, pasif bir davranış olup, aktif bir irade beyanı olan 'kabul' veya 'ikrar' ile eşdeğer tutulamaz. Borçlu, takibin kesinleşmesinden sonra bile, borçlu olmadığının tespiti için 'menfi tespit davası' (İİK m. 72) açma hakkına sahiptir. Bu davada, ispat yükü kuralları genel hükümlere göre işler. Yargıtay kararında da, menfi tespit davası açan borçlu kira ilişkisini inkar ettiğinde, bu ilişkinin varlığını ispat yükü alacaklıya düşmektedir. Alacaklı, takibe itiraz edilmemiş olmasına dayanamaz; kira ilişkisini HMK'daki delil kurallarına göre (yazılı delil vb.) ispatlamak zorundadır.