Yaşam hakkına müdahale eden bir fiil nedeniyle açılan ceza davasının, İHAM'ın Alikaj ve diğerleri/İtalya kararında olduğu gibi, uzun bir süre sonunda 'zamanaşımı' nedeniyle düşmesi, yaşam hakkının hangi boyutlarının ihlali anlamına gelir? Bu durumu 'etkili soruşturma' yükümlülüğü açısından değerlendiriniz.
Bu durum, yaşam hakkının (AİHS m. 2) hem 'maddi' hem de 'usul' boyutlarının ihlali anlamına gelir. Usul Boyutunun İhlali: 'Etkili soruşturma' yükümlülüğü, devletin yaşam hakkı ihlallerini aydınlatmasını, sorumluları tespit etmesini ve onlara caydırıcı cezalar uygulamasını gerektirir. Bir ceza davasının, yargı makamlarının yavaşlığı veya ihmali nedeniyle zamanaşımına uğrayarak sonuçsuz kalması, bu yükümlülüğün açık bir şekilde yerine getirilmemesidir. Sorumluların cezasız kalması, etkili bir yargısal mekanizmanın işletilmediğini gösterir ve bu durum tek başına usul boyutunun ihlalidir. Maddi Boyutunun İhlali: Normalde maddi boyut, devletin yaşam hakkına keyfi olarak müdahale etmemesi yükümlülüğünü ifade eder. Ancak AİHM, ceza davalarının zamanaşımına uğraması gibi durumlarda, cezasızlığın devletin yaşam hakkını ihlal eden eylemlere müsamaha gösterdiği anlamına geldiğini ve bunun da bir nevi devletin koruma yükümlülüğünü (maddi boyut) yerine getirmemesi olarak yorumlanabileceğini kabul etmektedir. Yani, cezasızlık hali, hem soruşturmanın etkisizliğine (usul ihlali) hem de devletin yaşamı koruma görevindeki genel başarısızlığına (maddi ihlal) işaret eder. Kısacası, zamanaşımı nedeniyle davanın düşmesi, faillerin fiilen cezasız kalmasına yol açtığı için yaşam hakkının her iki boyutunu da ihlal eder.