5237 sayılı TCK'nın 3. maddesinde yer alan 'işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza' ilkesi ile, yaşam hakkına müdahale eden suçlarda AYM ve AİHM'in aradığı 'caydırıcı ceza' standardı arasında nasıl bir ilişki kurulabilir? Bu iki kavram birbirini tamamlar mı, yoksa farklı alanlara mı işaret eder?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #84839

Bu iki kavram birbirini tamamlar niteliktedir ve farklı açılardan aynı amaca hizmet eder. TCK m. 3'teki 'orantılılık' ilkesi, ceza adaletinin temelini oluşturur. Hâkimin, somut olayın özelliklerini, failin kusurunu ve fiilin yarattığı haksızlığı dikkate alarak adil bir ceza belirlemesini ifade eder. Bu, daha çok ceza hukukunun iç mantığına ve bireysel adalete odaklanır. AYM ve AİHM'in aradığı 'caydırıcı ceza' standardı ise, insan hakları hukukunun bir gereğidir ve devletin temel hakları koruma konusundaki pozitif yükümlülüğünden kaynaklanır. Bu standart, sadece bireysel adaleti değil, aynı zamanda genel önlemeyi, yani benzer hak ihlallerinin gelecekte tekrarlanmasını engellemeyi ve topluma devletin bu tür fiillere müsamaha göstermediği mesajını vermeyi amaçlar. Yaşam hakkı gibi üstün bir hukuki değer söz konusu olduğunda, 'orantılı' bir ceza aynı zamanda 'caydırıcı' olmak zorundadır. Orantısız derecede hafif bir ceza, fiilin ağırlığıyla orantılı olmadığı gibi, caydırıcı da olamaz. Dolayısıyla, caydırıcılık, orantılılık ilkesinin yaşam hakkı bağlamındaki somut bir yansımasıdır.