TCK m. 184/5'te düzenlenen etkin pişmanlık hükmü, imar kirliliği suçunda 'kamu davasının düşmesi' sonucunu doğurur. Bu sonuç ile CMK m. 223/6'da düzenlenen 'hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB)' kararı sonrası davanın düşmesi arasında, sanığın hukuki statüsü ve adli sicil kaydı açısından ne gibi temel farklar vardır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #84812

İki durum arasında sanık açısından çok önemli farklar bulunmaktadır. TCK m. 184/5'e göre davanın düşmesi, suçun işlenmiş olmasına rağmen, failin sonradan gösterdiği olumlu davranış (yapıyı ruhsata uygun hale getirme) nedeniyle cezalandırılmaktan tamamen kurtulması anlamına gelir. Bu durumda, sanık hakkında bir mahkumiyet hükmü kurulmaz ve bu durum adli sicil kaydına işlenmez. Sanık, sanki hiç suç işlememiş gibi hukuki statüsünü korur. HAGB'de (CMK m. 231) ise, mahkeme sanığın suçlu olduğuna kanaat getirir ve bir mahkumiyet hükmü kurar, ancak bu hükmün hukuki bir sonuç doğurmasını 5 yıllık bir denetim süresinin sonuna erteler. Bu karar, adli sicilde bu işe özgü bir sisteme kaydedilir. Eğer sanık denetim süresi içinde kasıtlı yeni bir suç işlemez ve yükümlülüklere uyarsa, süre sonunda mahkeme 'düşme kararı' verir ve mahkumiyet hükmü ortadan kalkar. Ancak bu süreçte, sanık hakkında verilmiş bir mahkumiyet kararı vardır ve denetim süresini ihlal etmesi halinde bu hüküm açıklanır. Kısacası, TCK m. 184/5'te mahkumiyet hiç kurulmazken, HAGB'de kurulan bir mahkumiyetin açıklanması ertelenmektedir. Bu nedenle ilki sanık lehine daha köklü bir sonuç doğurur.