Taksirle öldürme suçundan mahkum olan bir polis memuruna verilen 1 yıl 8 ay hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi, AYM'nin Narin Kurt kararında neden yaşam hakkının ihlali olarak değerlendirilmiştir? Mahkemenin ceza türünü belirlemedeki takdir hakkı, temel haklar karşısında nasıl bir sınırlamaya tabidir?
AYM, Narin Kurt kararında, verilen cezanın 'caydırıcı' olmamasını yaşam hakkının ihlali olarak değerlendirmiştir. Gerekçesi şudur: Devletin yaşam hakkını koruma konusundaki pozitif yükümlülüğü, sadece faillerin bulunup yargılanmasını değil, aynı zamanda işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ve benzer ihlalleri önleyecek nitelikte yaptırımlar uygulanmasını da gerektirir. Özellikle bir devlet görevlisinin görevi sırasında orantısız güç kullanarak bir ölüme sebep olduğu durumda, verilen cezanın caydırıcılığı kamu güveninin ve hukukun üstünlüğüne olan inancın korunması için hayati önemdedir. Mahkemenin, hapis cezası yerine adli para cezası gibi daha hafif bir yaptırımı tercih etmesi ve bunu taksitlendirmesi, devlete ait bir silahla işlenen ve ölümle sonuçlanan bu ağır fiile müsamaha gösterildiği izlenimi yaratmaktadır. Bu durum, 'cezasızlık' algısına yol açar ve yaşam hakkını korumada yetersiz kalır. Mahkemenin ceza türünü ve miktarını belirlemedeki takdir hakkı, Anayasa'da güvence altına alınan yaşam hakkı gibi temel haklar söz konusu olduğunda, 'caydırıcılık' ve 'orantılılık' ilkeleriyle sınırlıdır. Verilen ceza, hakkın ihlaliyle orantılı ve benzer ihlalleri önleyecek kadar caydırıcı olmalıdır.