Devletin 'yaşam hakkı' (Anayasa m. 17) kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinden olan 'etkili soruşturma yükümlülüğü', ceza mahkemelerinin ceza takdir yetkisini nasıl sınırlar? Özellikle devlet görevlilerinin güç kullanımı sonucu meydana gelen ölümlerde, verilen cezanın 'caydırıcı' olmaması, Anayasa Mahkemesi ve AİHM tarafından neden yaşam hakkının ihlali olarak kabul edilmektedir?
Etkili soruşturma yükümlülüğü, sadece olayın aydınlatılıp sorumluların bulunmasını değil, aynı zamanda bu sorumlulara işledikleri fiille orantılı ve benzer olayları önleyecek nitelikte 'caydırıcı' cezalar verilmesini de kapsar. AYM ve AİHM, özellikle devlet görevlilerinin karıştığı ölüm olaylarında, faillere düşük cezalar verilmesi, cezaların ertelenmesi, para cezasına çevrilmesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi uygulamaları 'cezasızlık' kültürü yarattığı gerekçesiyle eleştirmektedir. Verilen cezanın caydırıcı olmaması, devletin yaşam hakkını ihlal eden eylemlere müsamaha gösterdiği izlenimi yaratır, kamu güvenini sarsar ve hukukun üstünlüğünü zedeler. Bu durum, yaşam hakkının usul boyutunun ihlali anlamına gelir. Bu nedenle ceza mahkemeleri, TCK m. 61'deki takdir yetkisini kullanırken, fiilin ağırlığı ve yaşam hakkının mutlak niteliğini göz önünde bulundurarak, bu tür eylemlere müsamaha gösterilmediğini ortaya koyan caydırıcı yaptırımlar belirlemekle yükümlüdür. (Bkz. AYM, Narin Kurt Kararı, B. No: 2018/2540)