5237 sayılı TCK'nın 3. maddesinde yer alan '...işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.' ilkesi, AYM'nin 'Narin Kurt' kararında yaşam hakkı ihlalleri bağlamında nasıl yorumlanmıştır?
TCK m. 3'teki 'orantılılık' ilkesi, genellikle sanığın lehine, yani işlenen fiile gereğinden ağır bir ceza verilmesini önleyen bir güvence olarak yorumlanır. Ancak Anayasa Mahkemesi'nin 'Narin Kurt' kararında (GK, B. No: 2018/2540) bu ilke, devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde, mağdurun haklarını koruyacak şekilde de yorumlanmıştır. Kararda, bir polis memurunun taksirli eylemiyle bir vatandaşın ölümüne neden olduğu olayda, alt sınırdan verilen ve adli para cezasına çevrilen cezanın, işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olmadığı sonucuna varılmıştır. AYM'nin bu yorumu şu anlama gelir: 'Fiilin ağırlığı', sadece sanığın kusurunun derecesini değil, aynı zamanda ihlal edilen hukuki yararın (somut olayda yaşam hakkı) önemini ve eylemin toplumda yarattığı etkiyi de kapsar. Yaşam hakkı gibi en temel hakkın ihlal edildiği bir durumda, fiilin ağırlığı son derece yüksektir. Bu ağırlıkla orantılı bir ceza, sadece sanığın kusuruna göre değil, aynı zamanda cezanın **caydırıcılık** işlevini yerine getirecek ve toplumda cezasızlık algısı yaratmayacak bir seviyede olmalıdır. AYM, ceza mahkemesinin verdiği para cezasının 'fiilin ağırlığı' ile orantılı olmadığını, çünkü benzer hak ihlallerini önlemek için yeterli ve uygun bir yaptırım olmadığını belirtmiştir. Bu, TCK m. 3'teki orantılılık ilkesinin, sadece sanığı aşırı cezalardan koruyan bir kalkan değil, aynı zamanda mağdurları ve toplumu, suçun ağırlığıyla orantısız derecede hafif cezalardan koruyan bir güvence olarak da işlev gördüğünü ortaya koyan önemli bir yorumdur.