HMK m. 55, dava sırasında ölen tarafın mirasçılarının davayı takip etmesini düzenlerken, TMK m. 28/1, kişinin kişiliğinin ölümle sona erdiğini belirtir. Bu iki hüküm, 'dava ehliyeti' ve 'taraf teşkili' kavramları açısından nasıl bir bütünlük oluşturur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #84716

Bu iki hüküm, birbiriyle çelişen değil, birbirini tamamlayan ve usul hukukunda taraf değişikliğinin nasıl işleyeceğini belirleyen bir bütünlük oluşturur. 1. **TMK m. 28/1 (Ehliyetin Sona Ermesi):** Bu madde, maddi hukukun temel bir ilkesini koyar. Ölümle birlikte, kişinin hak ehliyeti ve dolayısıyla medeni haklardan yararlanma ehliyeti sona erer. HMK m. 50'ye göre taraf ehliyeti, medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olmakla mümkündür. Dolayısıyla, bir kişinin ölümüyle birlikte, o kişinin bir davada **'taraf olma ehliyeti'** de anında sona erer. Artık ölü bir kişi adına veya aleyhine yargılamaya devam edilemez. 2. **HMK m. 55 (Usuli Çözüm):** İşte bu noktada HMK m. 55 devreye girer ve ehliyeti sona eren tarafın yerine kimin geçeceğini ve usulün nasıl işleyeceğini düzenler. Bu madde, maddi hukuktaki boşluğu doldurur. Eğer dava, mirasçılara intikal eden bir malvarlığı hakkına ilişkinse, HMK m. 55, davanın konusuz kalmasını önler ve ölen tarafın hukuki halefleri olan **mirasçılarının** onun yerine geçerek davaya devam etmelerini sağlar. Bu, 'iradi taraf değişikliği' değil, 'kanuni taraf değişikliği'dir. Bütünlük şu şekildedir: TMK m. 28, bir tarafın ehliyetinin bittiğini tespit ederken; HMK m. 55, bu usuli eksikliğin nasıl giderileceğini, yani yeni tarafların (mirasçıların) davaya nasıl dahil edileceğini ve **'taraf teşkili'nin** nasıl yeniden sağlanacağını gösterir. Biri maddi hukuk temelini, diğeri ise bu temele dayalı usuli süreci düzenler. Yargıtay kararlarında da (örn: Y. 15. HD. 2016/1587 E.), bu iki hükme birlikte atıf yapılarak, taraf ehliyetinin sona erdiği ve bu nedenle HMK m. 55 uyarınca mirasçıların davaya dahil edilmesi gerektiği belirtilir.