Devlet görevlilerinin güç kullanımı sonucu meydana gelen ölüm olaylarında, İHAM ve AYM içtihatlarına göre, sorumluluğu tespit edilen görevlilere verilen cezalarda 'takdiri indirim' nedenlerinin (TCK m. 62) uygulanması, yaşam hakkının usul boyutunun ihlaline yol açar mı?
Tek başına takdiri indirim uygulanması otomatik olarak bir ihlale yol açmaz, ancak cezanın caydırıcılığını ortadan kaldıran bir sonuç doğuruyorsa ihlale neden olabilir. İHAM ve AYM'nin yaklaşımı, cezanın nihai sonucuna odaklanmaktır. 'Yaşam Hakkına Müdahalelere Karşı Caydırıcı Cezalar Uygulama Yükümlülüğü' metninde ve atıf yapılan 'Narin Kurt' kararında vurgulanan temel ilke, suçun ağırlığı ile ceza arasında açık bir orantısızlık bulunmamasıdır. Mahkeme, takdiri indirim nedenlerini uygularken, bu indirimin cezanın caydırıcılığını ve orantılılığını nasıl etkileyeceğini göz önünde bulundurmak zorundadır. Eğer mahkeme, zaten alt sınırdan verdiği bir cezadan, somut ve inandırıcı bir gerekçe göstermeden (örneğin sadece 'sanığın duruşmadaki iyi hali' gibi soyut bir gerekçeyle) takdiri indirim uygularsa ve bu indirim, sonuç cezanın adli para cezasına çevrilmesi veya ertelenmesi gibi fiili cezasızlık anlamına gelen bir sonuca yol açıyorsa, bu durum yaşam hakkının usul boyutunun ihlali olarak kabul edilir. 'Narin Kurt' kararında AYM, 'bu cezadan takdiren indirime gidildiğini' de eleştiri konusu yapmıştır. Dolayısıyla, sorun takdiri indirimin uygulanıp uygulanmamasından çok, bu indirimin uygulanması sonucunda ortaya çıkan **nihai yaptırımın, işlenen fiilin ağırlığı karşısında caydırıcı ve orantılı olup olmadığıdır.** Eğer sonuç ceza, caydırıcılıktan uzak ve orantısız derecede hafif ise, takdiri indirim uygulanması bu ihlalin bir parçası haline gelir.