Bir davada, davacının dava ehliyetine sahip olup olmadığı konusunda (örneğin, akıl hastalığı şüphesi) bir tereddüt ortaya çıkarsa, mahkemenin HMK m. 51 ve 52 uyarınca nasıl bir yol izlemesi gerekir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #84683

Dava ehliyeti, HMK m. 51 uyarınca, medeni hakları kullanma ehliyetine (fiil ehliyetine) göre belirlenir ve HMK m. 114/1-d uyarınca bir dava şartıdır. Mahkeme, yargılamanın her aşamasında dava ehliyetinin varlığını re'sen gözetmek zorundadır. Bir tarafın dava ehliyeti konusunda tereddüt ortaya çıkarsa, izlemesi gereken yol şudur: 1. **Araştırma Yükümlülüğü:** Mahkeme, bu şüpheyi görmezden gelemez. Öncelikle, kişinin fiil ehliyetine sahip olup olmadığını araştırmalıdır. Bunun için, kişiyi bir sağlık kuruluşuna sevk ederek, özellikle akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi durumların varlığı ve bunun fiil ehliyetini etkileyip etkilemediği konusunda uzman bir **sağlık kurulu raporu** almalıdır. 2. **Vasi Atanması İçin Süre Verme:** Eğer sağlık kurulu raporu, kişinin fiil ehliyetinin bulunmadığı ve kendisine bir vasi atanması gerektiği yönünde gelirse, mahkeme, bu kişiye vasi atanması için yetkili Sulh Hukuk Mahkemesi'ne başvurması amacıyla bir yakınına veya ilgiliye HMK m. 52 uyarınca uygun bir süre verir. Gerekirse, mahkeme bu durumu re'sen vesayet makamına bildirir (TMK m. 404). 3. **Yargılamanın Ertelenmesi:** Vasi atanması süreci tamamlanana kadar dava ertelenir (HMK m. 56). 4. **Taraf Teşkilinin Tamamlanması:** Vasi atandıktan sonra, dava ehliyeti olmayan taraf artık davada kanuni temsilcisi olan vasisi tarafından temsil edilir. Mahkeme, vasiye davayı tebliğ ederek ve onun katılımını sağlayarak yargılamaya devam eder. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2016/1975 E. sayılı kararında da, mahkemenin bu süreci işletmeden karar vermesi usule aykırı bulunmuş ve bozma sebebi sayılmıştır.