Bir davada, davalının hukuki ehliyetinin bulunmadığı (vesayet altında olması gerektiği) yönünde bir savunma ileri sürülmüşse, mahkemenin bu iddiayı göz ardı ederek davanın esası hakkında karar vermesi usulen doğru mudur? Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2016/1975 E. sayılı kararında mahkemenin bu durumda izlemesi gereken yol nasıl açıklanmıştır?
Hayır, usulen doğru değildir. Bu durum, dava şartlarından olan 'dava ehliyeti' (HMK m. 114/1-d) ile ilgili olduğu için, mahkemenin bu iddiayı öncelikle ve re'sen araştırması gerekir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2016/1975 E., 2016/8836 K. sayılı kararında da bu durum açıkça vurgulanmıştır. Karara göre, mahkemenin izlemesi gereken yol şudur: 1. **Vesayet Makamına Bildirim:** Mahkeme, bir tarafın ehliyeti konusunda ciddi bir şüpheye düşerse veya bu yönde bir iddia varsa, TMK m. 404/2 uyarınca bu durumu derhal yetkili vesayet makamına (Sulh Hukuk Mahkemesi) bildirmekle yükümlüdür. 2. **Yargılamanın Ertelenmesi:** HMK m. 56 uyarınca, taraflardan birinin vesayet altına alınması talebi mahkemece gerekli görülürse, vesayet davası hakkında kesin bir karar verilinceye kadar görülmekte olan dava ertelenir. 3. **Vasi Atanması Halinde Taraf Teşkilinin Sağlanması:** Eğer vesayet makamı kişiye bir vasi atarsa, dava ehliyeti olmayan taraf artık davada kanuni temsilcisi (vasisi) aracılığıyla temsil edilir. Mahkeme, atanan vasiye davayı ihbar etmeli, vasinin TMK m. 462/8 uyarınca davayı takip için sulh hukuk mahkemesinden 'husumete izin kararı' almasını sağlamalı ve vasi davaya katıldıktan sonra yargılamaya devam etmelidir. Kararda, mahkemenin bu usuli işlemleri yapmadan, yani dava ehliyeti eksikliği şüphesini gidermeden ve kanuni temsil eksikliğini tamamlamadan davanın esası hakkında karar vermesi, temel bir usul hatası olarak kabul edilmiş ve bozma sebebi sayılmıştır.