Yaşam hakkının ihlal edildiği bir olayda, devletin 'etkili soruşturma yükümlülüğü'nün bir 'sonuç yükümlülüğü' olmaması ne anlama gelir? Adli makamların tüm imkanları kullanmasına rağmen faili bulamaması durumunda yine de bir hak ihlalinden söz edilebilir mi?
Devletin 'etkili soruşturma yükümlülüğü'nün bir 'sonuç yükümlülüğü' değil, bir 'araç (vasıta) yükümlülüğü' olması, devletin her ölüm olayında mutlaka bir fail bulup cezalandırma sonucunu garanti etmek zorunda olmadığı anlamına gelir. Devletin yükümlülüğü, maddi gerçeği ortaya çıkarmak ve sorumluları tespit edip yargılamak için elindeki tüm imkanları makul bir özen ve süratle kullanmaktır. 'Yaşam Hakkına Müdahalelere Karşı Caydırıcı Cezalar Uygulama Yükümlülüğü' başlıklı metinde de belirtildiği gibi, 'Adli makamların ellerindeki tüm imkanları seferber ederek etkili bir soruşturma yürütmelerine rağmen maddi gerçeği açığa çıkaramamaları veya sorumluları tespit edememeleri durumunda etkili soruşturma yükümlüğünün ihlal edildiğinden söz edilmesi mümkün değildir.' Bu nedenle, eğer soruşturma makamları; * Soruşturmayı re'sen ve derhal başlatmışsa, * Bağımsız ve tarafsız bir şekilde yürütmüşse, * Gerekli tüm delilleri (tanık beyanları, kamera kayıtları, olay yeri incelemesi, otopsi, balistik inceleme vb.) toplamaya çalışmışsa, * Soruşturmayı makul bir özen ve süratle yürütmüşse, ancak tüm bu çabalara rağmen delil yetersizliği nedeniyle fail veya failler tespit edilememişse, 'etkili soruşturma yükümlülüğü' ihlal edilmiş sayılmaz. İhlal, soruşturmadaki eksiklik, ihmal, taraflılık veya yetersizlikten kaynaklanır; sonucun kendisinden değil.