HMK m. 189/2'deki hukuka aykırı delil yasağının Anayasal temeli nedir? Bu yasağın, 'maddi gerçeğe ulaşma' ilkesi ile olan ilişkisini, Yargıtay 3. HD 2016/14742 E. sayılı karardaki yaklaşımı dikkate alarak tartışınız.
HMK m. 189/2'deki hukuka aykırı delil yasağının Anayasal temeli, öncelikle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan 'özel hayatın gizliliği' ve 22. maddesindeki 'haberleşmenin gizliliği' gibi temel haklardır. Ayrıca, Anayasa'nın 38/6. fıkrasındaki 'Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.' hükmü, her ne kadar ceza yargılaması için öngörülmüş olsa da, Yargıtay tarafından temel bir Anayasal ilke olarak hukuk yargılaması için de geçerli kabul edilmektedir. Bu yasak, ceza ve medeni usul hukukunun temel amaçlarından olan 'maddi gerçeğe ulaşma' ilkesi ile çatışma halinde gibi görünebilir. Maddi gerçeğe ulaşmak için her türlü delilden faydalanılması gerektiği düşünülebilir. Ancak modern hukuk sistemleri, maddi gerçeğe 'ne pahasına olursa olsun' ulaşılmasını kabul etmez. Maddi gerçeğe ancak hukuka ve ahlaka uygun yollarla elde edilmiş delillerle ulaşılması gerektiği ilkesi benimsenmiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2016/14742 E. sayılı kararında bu denge açıkça görülmektedir. Kararda, davacının, davalının özel hayatına ilişkin görüntüleri hukuka aykırı olarak elde ettiği ve sosyal medya paylaşımlarının da davalının rızası dışında kullanıldığı tespit edilmiştir. Mahkeme, bu delillerin temel hakları ihlal ederek elde edildiğini belirterek, maddi gerçeğin ispatında kullanılamayacağına karar vermiştir. Bu yaklaşım, temel hakların korunmasının, maddi gerçeğe ulaşma idealinden daha üstün tutulduğu ve 'delil yasakları'nın bu dengeyi sağlamak için var olduğunu göstermektedir. Yani, bir hakkın ispatı için başka bir temel hakkın çiğnenmesi meşru görülemez.