HMK m. 142'nin gerekçesinde, bu maddenin getirilme amaçlarından biri olarak 'adaleti zedeleyici bir durumun önüne geçilmesi' ifade edilmiştir. Birkaç yıl süren bir yargılamadan sonra davanın sadece zamanaşımı nedeniyle reddedilmesi neden 'adaleti zedeleyici' olarak nitelendirilmiştir?
Bu durumun 'adaleti zedeleyici' olarak nitelendirilmesinin temel nedeni, usul ekonomisi ilkesinin (HMK m. 30) ve adil yargılanma hakkının bir unsuru olan 'makul sürede yargılanma hakkı'nın ağır şekilde ihlal edilmesidir. HMK m. 142'nin gerekçesinde de ima edildiği gibi, eğer bir dava en başında karara bağlanabilecek bir usuli nedenle (zamanaşımı veya hak düşürücü süre gibi) reddedilebilecekken, mahkemenin bu hususu göz ardı edip yıllarca süren tahkikat işlemlerine (tanık dinleme, keşif, bilirkişi incelemeleri vb.) girişmesi şu olumsuz sonuçları doğurur: 1. **Gereksiz Masraf ve Emek:** Taraflar, sonucu değiştirmeyecek bir dava için yıllarca avukatlık ücreti, harç, bilirkişi ve keşif masrafı gibi giderlere katlanmak zorunda kalır. 2. **Zaman Kaybı:** Hem tarafların hem de yargı sisteminin zamanı, aslında en başta sonuçlandırılabilecek bir dava için boşa harcanmış olur. Bu durum, makul sürede yargılanma hakkını ihlal eder. 3. **Beklenti ve Hayal Kırıklığı:** Özellikle davacı taraf, yıllarca davanın esastan lehine sonuçlanacağı beklentisi içinde olur. Yargılamanın sonunda, esasa hiç girilmeden, en başta ileri sürülmesi ve karara bağlanması gereken bir usuli nedenle davanın reddedilmesi, davacıda yargıya karşı bir güvensizlik ve adaletin tecelli etmediği yönünde derin bir hayal kırıklığı yaratır. İşte tüm bu nedenlerle, usuli bir savunmanın yargılamanın sonuna bırakılması, adaletin zamanında ve en az masrafla tecellisi amacına aykırı olduğu için 'adaleti zedeleyici' olarak kabul edilmiştir.