765 ve 5237 sayılı TCK'lar arasında zamanaşımı yönünden lehe kanun tespiti yapılırken 'kül halinde uygulama' ilkesi ne anlama gelir? Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26.04.2011 tarihli, 2010/1-245 E. sayılı kararı bu ilkeyi nasıl somutlaştırmıştır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #84595

Lehe kanun tespitinde 'kül halinde uygulama' ilkesi, 5252 sayılı Kanun'un 9/3. maddesi ve yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca, bir olaya eski ve yeni kanunların sadece lehe olan hükümlerinin birleştirilerek (karma bir uygulama yapılarak) değil, her bir kanunun ilgili tüm hükümlerinin (zamanaşımı başlangıcı, süresi, kesen ve durduran nedenler, uzamış süreler vb.) bir bütün olarak ayrı ayrı uygulanması ve ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması anlamına gelir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26.04.2011 tarihli, 2010/1-245 E. ve 2011/72 K. sayılı kararı bu ilkeyi şu şekilde somutlaştırmıştır: Eğer 765 sayılı TCK'nın zamanaşımına ilişkin hükümleri bir bütün olarak uygulandığında davanın zamanaşımından düşmesi gerektiği sonucuna varılıyorsa, 5237 sayılı TCK'ya göre verilebilecek cezanın daha az olması gibi başka lehe hükümlerin varlığına bakılmaz. Çünkü zamanaşımı nedeniyle davanın düşmesi ve sanığın hiç ceza almama ihtimali, daha az ceza alma ihtimalinden her zaman daha lehedir. Kararda, 'zamanaşımının 765 sayılı TCY hükümleri uyarınca gerçekleşmesi nedeniyle sanığa ceza verilebilme olanağı büsbütün ortadan kalktığı bir durumda lehe yasa araştırmasına yönelmek ve lehe sonuç verecek yasanın 765 sayılı TCY olduğu gerçeğinden uzaklaşmak olanaklı değildir.' denilerek, davanın düşmesini sağlayan kanunun kül halinde sanık lehine olduğu kesin olarak kabul edilmiştir.