Devletin, yaşam hakkına müdahale eden görevlilerine karşı 'cezasızlık' algısı yaratmamasının önemi nedir? İHAM ve AYM kararlarına göre, bir fiilin sonucunun hafifletilmesi (örneğin HAGB veya erteleme) veya suçun ağırlığı ile ceza arasında açık bir orantısızlık bulunması, neden yaşam hakkının ihlali olarak kabul edilmektedir?
Devletin 'cezasızlık' algısı yaratmaması, hukukun üstünlüğüne ve kamu düzenine olan güvenin korunması açısından hayati öneme sahiptir. 'Yaşam Hakkına Müdahalelere Karşı Caydırıcı Cezalar Uygulama Yükümlülüğü' başlıklı metinde de belirtildiği gibi, İHAM ve AYM, özellikle devlet görevlilerinin karıştığı yaşam hakkı ihlallerinde, sorumlulara verilen cezaların caydırıcı olmasını 'etkili soruşturma yükümlülüğü'nün bir parçası olarak görür. Bir fiilin sonucunun hafifletilmesi (HAGB, erteleme gibi) veya ceza ile fiilin ağırlığı arasında orantısızlık olması şu nedenlerle yaşam hakkının ihlali sayılır: 1. **Caydırıcılığın Ortadan Kalkması:** Hafif cezalar, benzer suçların gelecekte işlenmesini önlemede yetersiz kalır. Bu durum, devlet görevlilerine orantısız güç kullanmaları için adeta bir 'hoşgörü' sinyali verir. 2. **Mağduriyetin Giderilmemesi:** Yaşam hakkı ihlal edilen kişinin ve yakınlarının mağduriyeti, sadece maddi tazminatla değil, aynı zamanda adaletin tecelli ettiğini görmeleriyle giderilir. Cezasızlık, bu manevi tatmini engeller ve mağduriyeti devam ettirir. 3. **Devlete Olan Güvenin Sarsılması:** Devletin, kendi görevlilerinin işlediği en ağır suçları dahi etkili bir şekilde cezalandırmadığı algısı, vatandaşların devlete ve hukuk sistemine olan güvenini temelden sarsar. AYM'nin *Narin Kurt* kararında ve İHAM'ın *Kasap ve diğerleri/Türkiye* kararında da vurgulandığı gibi, mahkemelerin takdir haklarını 'bu tür eylemlere müsamaha edilmeyeceğini göstermek için' kullanmaları gerekir. HAGB veya erteleme gibi uygulamalar, bu mesajı vermediği ve fiilen cezasızlık sonucunu doğurduğu için yaşam hakkının usul boyutunun ihlali olarak kabul edilir.