TCK madde 21'de belirtilen kast türlerinin 'hukuki alacağın tahsili' amaçlı suçlara (örneğin yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma) uygulanışını, Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 2014/1184 E., 2017/2759 K. sayılı kararı bağlamında analiz ediniz. Özellikle 'hukuki alacağın tahsili' saiki ile işlenen eylemlerin suç vasfını nasıl etkilediğini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #83038

Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 2014/1184 E., 2017/2759 K. sayılı kararı, 'hukuki alacağın tahsili' amacıyla işlenen fiillerin suç vasfının belirlenmesinde önemli bir perspektif sunar. Kararda, sanıkların müştekiyi tehdit ederek ve zorla alıkoyarak borcunu ödemesini istemeleri ve küçükbaş hayvanları teslim alarak serbest bırakmaları eylemi ele alınmıştır. Geçerli 765 sayılı TCK'nın 499. maddesinde 'para veya eşya veya hukukça hükmü haiz bir senet almak için bir kimseyi hapseden veya dağa kaldıran' kişiye özel bir suç tipi (gasp) öngörülürken, 5237 sayılı TCK'da bu düzenleme yer almamıştır. Bu durumun 5237 sayılı TCK dönemindeki hukuki yansıması şöyledir: * **Gerçek İçtima Prensibi:** 5237 sayılı TCK'nın temel prensibi, 'kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza' şeklindeki gerçek içtima kuralıdır. Bu kuralın istisnaları (bileşik suç, zincirleme suç, fikri içtima) kanunda açıkça belirtilmiştir. * **Suç Vasfı:** Kararda, hukuki alacağın tahsili amacıyla müştekiyi tehdit ederek ve mağdurun dolaşım özgürlüğünü sınırlayan sanıkların eyleminin, 5237 sayılı TCK'nın 109. maddesindeki 'kişiyi hürriyetinden yoksun kılma' suçu ile aynı Kanunun 150/1. maddesinde öngörülen 'yağmanın daha az cezayı gerektiren hali'ni ayrı ayrı oluşturduğu kabul edilmiştir. Yani, 'hukuki alacağın tahsili' saiki, bu fiilleri tek başına bir 'gasp' suçu altında eritmez; aksine, bu saikle işlenen eylemlerin niteliği itibarıyla birden fazla suçu (kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve yağma) oluşturduğu ve bu suçların gerçek içtima kuralları uyarınca ayrı ayrı cezalandırılması gerektiği belirtilmiştir. Bu karar, failin saikinin suçun vasfını doğrudan değiştirmeyip, işlenen fiillerin kanuni tanımına uygun düşen suçları meydana getireceğini göstermektedir. Dolayısıyla, hukuki bir alacağı tahsil etmek amacıyla da olsa, kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakmak ve malını almak için cebir/tehdit kullanmak gibi eylemler, ilgili suçların kanuni unsurlarını taşıyorsa, failin bu suçlardan ayrı ayrı sorumlu tutulması gerekir.