Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu'nun, üçüncü kişinin aldatılan eşe karşı manevi tazminat sorumluluğu olmadığına ilişkin kararının, Anayasa'nın 41. maddesinde yer alan 'Devlet, ailenin huzur ve refahı için gerekli tedbirleri alır' hükmü karşısındaki durumunu tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #82455

Bu durum, Anayasa Mahkemesi'nin Ömer Sivrikaya kararında da dolaylı olarak ele alınmıştır. Anayasa'nın 41. maddesi, devlete aileyi koruma yönünde pozitif bir yükümlülük yükler. Ancak bu yükümlülük, devletin her türlü aile içi soruna veya aileye yönelik dış müdahaleye belirli bir şekilde (örneğin mutlaka tazminat sorumluluğu öngörerek) müdahale etmesi gerektiği anlamına gelmez. Devlet, bu yükümlülüğünü farklı hukuki araçlarla yerine getirebilir. YİBK kararının temelindeki mantık, sadakat yükümlülüğünün eşler arasında nispi bir hak olduğu ve üçüncü kişinin bu sözleşmesel ilişkinin tarafı olmadığıdır. Devlet, aileyi koruma yükümlülüğünü; aldatan eşe karşı boşanma davası açma, bu dava içinde maddi ve manevi tazminat talep etme, ceza kanunundaki ilgili suçlar (konut dokunulmazlığını ihlal, özel hayatın gizliliğini ihlal vb.) için şikayet hakkı tanıma gibi mekanizmalarla yerine getirmektedir. AYM de bu mekanizmaların varlığını, devletin pozitif yükümlülüğünü yerine getirdiğinin bir göstergesi olarak kabul etmiş ve YİBK kararının Anayasa'nın 41. maddesine aykırı olmadığı sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, tazminat yolunun kapatılması, devletin aileyi koruma yükümlülüğünü ihlal ettiği anlamına gelmemektedir. (Kaynak: www.zulkufarslan.av.tr/ucuncu-kisiden-manevi-tazminat-talebi/)