Bir velayet davasında, tarafların ortak çocuğu idrak yaşında (örneğin 10 yaşında) olmasına rağmen, mahkeme pedagog veya uzman eşliğinde çocuğun görüşünü almadan karar vermiştir. Bu durum, Yargıtay tarafından nasıl bir hukuka aykırılık olarak değerlendirilir ve sonucu ne olur?
Bu durum, Yargıtay tarafından 'adil yargılanma hakkı'nın ve özellikle 'çocuğun hukuki dinlenilme hakkı'nın ağır bir ihlali olarak değerlendirilir ve mutlak bir bozma nedenidir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 12. maddesi ve Yargıtay'ın bu sözleşmeye paralel olarak geliştirdiği yerleşik içtihatlar, kendisini ilgilendiren adli ve idari süreçlerde, 'görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip olan her çocuğun bu görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını' ve bu görüşlere 'çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak gereken özenin gösterilmesi' gerektiğini emreder. İdrak yaşında olduğu kabul edilen (genellikle 8 yaş ve üzeri, ancak her çocuğun bireysel durumuna göre uzmanla belirlenir) bir çocuğun, velayeti gibi hayatını doğrudan etkileyecek bir konuda görüşünün alınmaması, onun bir 'birey' olarak yok sayılması ve adeta bir 'eşya' gibi hakkında karar verilmesi anlamına gelir. Yargıtay, bu durumu şu nedenlerle hukuka aykırı bulur: - **Çocuğun Üstün Yararı İlkesinin İhlali:** Çocuğun ne istediği, kiminle daha mutlu ve güvende hissettiği, onun üstün yararının belirlenmesindeki en önemli verilerden biridir. Bu veri toplanmadan verilen karar, eksik ve potansiyel olarak hatalıdır. - **Hukuki Dinlenilme Hakkının İhlali:** Çocuk da davanın dolaylı bir 'tarafı' ve en önemli 'öznesi'dir. Onun da dinlenilme ve kendi geleceği hakkında söz söyleme hakkı vardır. - **Delil Toplama Yükümlülüğünün İhlali:** Çocuğun beyanı, hakimin kararını etkileyebilecek önemli bir 'delil' niteliğindedir. Mahkemenin bu delili toplamaktan kaçınması, re'sen araştırma ilkesine de aykırıdır. Sonuç olarak, mahkeme, idrak yaşındaki çocuğun görüşünü, mutlaka bir pedagog, psikolog veya sosyal hizmet uzmanı eşliğinde, onun baskı altında kalmayacağı uygun bir ortamda, yaşına ve anlayış düzeyine uygun bir yöntemle almak zorundadır. Bu usuli gerekliliğin yerine getirilmemesi, Yargıtay tarafından davanın esasına girilmeksizin, tek başına bir bozma nedeni olarak kabul edilir.