TCK m. 158/1-l'de düzenlenen, failin kendisini 'kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle' işlenen dolandırıcılık suçunda, mağdurun bu beyana 'inanmış' olması şart mıdır? Mağdur, failin gerçekte o sıfata sahip olmadığını bilmesine rağmen, başka bir nedenle (örneğin, korku veya çıkar beklentisi) para vermişse, bu nitelikli hal yine de uygulanır mı?
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, mağdurun failin bu sahte sıfatına veya beyanına 'aldanmış' olması, yani hileli davranışın mağdurun iradesini fesada uğratmada 'etkili' olması gerekir. Dolandırıcılık suçunun temel unsuru 'hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp' yarar sağlamaktır. Eğer mağdur, failin gerçekte o sıfata sahip olmadığını en başından beri biliyorsa, o zaman failin bu sahte tanıtımı, mağdurun iradesini fesada uğratan bir 'hile' unsuru olmaktan çıkar. Mağdur, bu durumda 'aldanmamış' olur. Eğer mağdur, failin sahte sıfatına inanmadığı halde, başka bir nedenle (örneğin, failin dolaylı bir tehdidinden korktuğu için veya bu işbirliği karşılığında bir çıkar elde etmeyi umduğu için) para vermişse, bu durumda TCK m. 158/1-l'deki nitelikli dolandırıcılık suçu değil, eylemin niteliğine göre başka suçlar (tehditle menfaat temin etme, rüşvet, nüfuz ticareti vb.) veya TCK m. 157'deki basit dolandırıcılık (eğer başka bir hile varsa) gündeme gelebilir. Bu nitelikli halin özü, failin, mağdurun kamu kurumlarına veya finans kuruluşlarına duyduğu 'güveni' istismar ederek, sahte bir otorite veya meşruiyet algısı yaratması ve mağduru bu yolla aldatmasıdır. Eğer mağdur bu 'güven tuzağına' düşmemişse, bu özel nitelikli halin uygulanma zemini ortadan kalkar. Hilenin, mağdurun aldanmasına ve tasarrufta bulunmasına neden olan 'nedensel' bir bağa sahip olması gerekir.