Bir işçinin, işe iade davası sonucunda işe başlatılmaması üzerine hak kazandığı 'boşta geçen süre ücreti' (İş K. m. 21/3), en çok 'dört aya kadar' olarak sınırlandırılmıştır. Bu dört aylık süre, işe iade davasının kesinleşme süresinin çok daha uzun olduğu durumlarda (örneğin, 2 yıl) işçi aleyhine bir hak kaybı yaratmaz mı? Bu sınırlandırmanın hukuki gerekçesi ne olabilir?
Evet, bu dört aylık sınırlandırma, işe iade davalarının uzun sürdüğü durumlarda işçi aleyhine bir hak kaybı yaratma potansiyeline sahiptir ve bu yönüyle eleştirilmektedir. Ancak, bu sınırlandırmanın kanun koyucu tarafından getirilmesinin bazı hukuki ve pratik gerekçeleri bulunmaktadır: 1) **Denge Unsuru:** Kanun koyucu, bir yandan işçiyi iş güvencesiyle korurken, diğer yandan işverene de orantısız bir mali yük getirmemeyi amaçlamıştır. İşe iade davalarının yıllarca sürebildiği bir ortamda, tüm bu süre boyunca ücret ödeme yükümlülüğü getirmek, işverenler için çok ağır bir sonuç doğurabilirdi. Dört aylık sınır, bu dengeyi kurma çabası olarak görülebilir. 2) **Yargılamayı Hızlandırma Teşviki (Dolaylı Amaç):** Bu sınırlandırma, dolaylı olarak hem tarafları hem de mahkemeleri, işe iade davalarını daha hızlı sonuçlandırmaya teşvik etme amacı taşıyabilir. Ancak bu amacın ne kadar gerçekleştiği tartışmalıdır. 3) **Benzer Hukuk Sistemlerindeki Uygulamalar:** Birçok hukuk sisteminde, benzer iş güvencesi mekanizmalarında, ödenecek ücret veya tazminat için belirli üst sınırlar öngörülmektedir. Bu, keyfiliği önlemek ve hukuki belirliliği sağlamak amacını taşır. 4) **İşçinin de Sorumluluğu:** İşçinin de dava sürecinde yeni bir iş arama ve zararını azaltma yükümlülüğü olduğu varsayımı da bu sınırlandırmada rol oynamış olabilir. Ancak, bu gerekçeler, özellikle yargılamaların makul sürede bitirilemediği durumlarda, işçinin fiilen çalışmadığı halde çalışmış gibi kabul edildiği bir sürenin sadece dört ayla sınırlandırılmasının yarattığı hakkaniyet sorununu tam olarak ortadan kaldırmamaktadır. Bu sınır, doktrinde ve uygulamada sıkça eleştirilen bir konudur.