HMK m. 259/4'ün son cümlesi, istinabe halinde 'tanığın, hangi hususlardan dolayı dinleneceğini hâkim belirler' demektedir. Bu hüküm, talimat mahkemesi hakiminin, davaya bakan hakimin belirlediği soruların dışına çıkarak, kendiliğinden tanığa başka sorular sormasına engel midir?
Hayır, bu hüküm talimat mahkemesi hakiminin, davaya bakan hakimin belirlediği soruların dışına çıkarak re'sen soru sormasına mutlak bir engel teşkil etmez. Bu ifadenin temel amacı, istinabe edilen tanık sorgusunun, ana davanın konusuyla sınırlı kalmasını ve ilgisiz alanlara kayarak yargılamayı gereksiz yere uzatmasını önlemektir. Davaya bakan hakim, uyuşmazlığın hangi noktalarının tanık beyanıyla aydınlatılması gerektiğini en iyi bilen kişidir ve bu nedenle sorgunun 'çerçevesini' o çizer. Ancak, bu çerçeve, talimat mahkemesi hakiminin 'maddi gerçeği araştırma' ve 'davayı aydınlatma' görevini tamamen ortadan kaldırmaz. İstinabe duruşması sırasında, tanığın verdiği bir cevap, yeni bir önemli hususu gündeme getirebilir veya bir çelişkiyi ortaya çıkarabilir. Bu durumda, talimat mahkemesi hakimi, eğer bu yeni hususun davanın esasıyla ilgili ve aydınlatılmasının gerekli olduğuna kanaat getirirse, davaya bakan hakimin önceden belirlediği soruların dışına çıkarak, 'açıklığa kavuşturma' (izah) veya 'tamamlama' amacıyla tanığa re'sen ek sorular sorabilir. Bu, HMK m. 152'deki hakimin duruşmayı yönetme ve davayı aydınlatma genel yetkisiyle de uyumludur. Önemli olan, bu ek soruların, ana davanın konusuyla bağlantılı olması ve yargılamayı gereksiz yere saptırmamasıdır. Eğer talimat hakimi, davaya bakan hakimin çizdiği çerçevenin çok dışına çıkan ve ilgisiz konularda detaylı bir sorgulama yaparsa, bu durum usule aykırılık teşkil edebilir.