HMK m. 199'un gerekçesinde, 'senedin tanımlanmasından özel olarak kaçınılmıştır' denilmektedir. Bunun bir sebebinin de 'senedin kesin delil olarak kabulü sebebiyle, yapılacak bir tanımın bazı sınırlamaları da içereceği' olduğu belirtilmiştir. Bu ifadeden ne anlaşılmalıdır? Senedin tanımının yapılmamasının, delil sisteminin esnekliğine nasıl bir katkısı olmuştur?
Bu ifadeden, kanun koyucunun 'senet' kavramını dar ve sınırlayıcı bir kalıba sokmak istemediği anlaşılmalıdır. Senet, HMK'da 'kesin delil' olarak önemli bir yere sahiptir (HMK m. 200). Eğer kanun, senedi çok dar bir şekilde (örneğin sadece 'yazılı ve imzalı belge') tanımlasaydı, teknolojik gelişmelerle ortaya çıkabilecek yeni tür güvenli belgelerin (örneğin güvenli elektronik imzalı dijital sözleşmeler, blockchain tabanlı kayıtlar) 'senet' olarak kabul edilip kesin delil gücünden yararlanması zorlaşabilirdi. Senedin tanımının yapılmaması, bu kavramın yargı içtihatları ve bilimsel görüşlerle zamanın koşullarına göre evrilebilmesine, yeni teknolojilerle uyumlu hale gelebilmesine olanak tanımıştır. Bu durum, delil sisteminin esnekliğini artırmış, maddi gerçeğe ulaşmada kullanılabilecek 'kesin delil' niteliğindeki araçların kapsamının daraltılmasını önlemiştir. Böylece, 'belge' kavramı geniş tutulurken, 'senet' gibi özel nitelikli belgelerin de gelişime açık kalması sağlanmıştır.