HMK m. 329'un gerekçesinde, kötüniyetli kişileri caydırmak için bu hükmün 'zaruri' olduğu belirtilmiştir. Yargı sisteminde, dava hakkının kötüye kullanılmasını önlemeye yönelik bu tür özel yaptırımların varlığı, Anayasa ile güvence altına alınan 'hak arama hürriyeti' (Anayasa m. 36) ile nasıl bir denge içinde olmalıdır?
Hak arama hürriyeti, Anayasa ile güvence altına alınmış temel bir haktır, ancak sınırsız değildir. Her hak gibi, bu hak da dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesinde kullanılmalıdır. HMK m. 329, hak arama hürriyetinin 'kötüye kullanılmasını' yaptırıma bağlayarak, bu hakkın sınırlarını çizen ve dengeleyen bir hükümdür. Buradaki denge şudur: Bir yandan herkesin meşru bir hakkını aramak için mahkemeye başvurma özgürlüğü korunmalı, bu yolda gereksiz engeller çıkarılmamalıdır. Diğer yandan, bu hakkın, karşı tarafı taciz etmek, ona zarar vermek veya yargıyı gereksiz yere meşgul etmek gibi kötüniyetli amaçlarla kullanılması da engellenmelidir. HMK m. 329, bu ikinci durumu hedef alır. Yaptırımlar, ancak davanın 'açıkça haksız' veya 'kötüniyetli' olduğu yargılama sonunda anlaşıldığında uygulanır. Bu, masumane bir hukuki hata yapan veya davasını ispatlayamayan herkesin cezalandırılacağı anlamına gelmez. Amaç, hak arama özgürlüğünü ortadan kaldırmak değil, onun kötüye kullanılmasını caydırmaktır. Bu denge, adil bir yargı sistemi için zorunludur.