AYM'nin 'Ali Rıza Biber' kararında, Yargıtay'ın bozma kararına uyulduktan sonra ortaya çıkan yeni delillerin dikkate alınmaması gerekçeli karar hakkının ihlali sayılmıştır. Bu durum, yargılamanın 'derdestlik' (devam etmekte olma) ilkesi ve 'maddi gerçeğe ulaşma' amacı açısından nasıl bir çelişki yaratmaktadır?
Bu durum, yargılamanın temel amaçlarından olan 'maddi gerçeğe ulaşma' ile usuli bir ilke olan 'derdestlik' (ve buna bağlı olarak 'usuli kazanılmış hak') arasında bir çelişki ve gerilim yaratmaktadır. Derdestlik ilkesi, bir davanın aynı konuda birden fazla mahkemede görülmesini veya aynı konuda kesinleşmiş bir hüküm varken yeniden yargılama yapılmasını (istisnalar hariç) engeller. Usuli kazanılmış hak ise, yargılamada istikrarı ve öngörülebilirliği sağlamayı amaçlar. Ancak, AYM'nin kararında vurgulandığı gibi, bu usuli ilkeler, maddi gerçeğe ulaşma hedefini tamamen ortadan kaldıracak şekilde katı yorumlanamaz. Eğer bir yargılama henüz kesinleşmemişse (derdest ise) ve bu süreçte davanın sonucunu esastan etkileyebilecek 'yeni ve önemli bir delil' ortaya çıkmışsa, mahkemelerin bu yeni delili görmezden gelerek sırf önceki usuli aşamalara (örneğin Yargıtay'ın önceki bozmasına) takılı kalması, maddi gerçeğin göz ardı edilmesine ve adaletsiz bir sonuca yol açabilir. Bu, yargılamanın amacına aykırı olur. AYM, bu tür durumlarda mahkemelerin yeni delili de değerlendirerek gerekçeli bir karar vermesi gerektiğini vurgulamaktadır.