Anayasa Mahkemesi'nin 'silahların eşitliği' ilkesi bağlamındaki içtihatları, CMK m. 170/2'de düzenlenen 'iddianamenin, yüklenen suçu oluşturan olayların, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanması' zorunluluğunu nasıl etkiler? Yetersiz ve soyut bir iddianameye karşı, sanığın savunma delillerini sunma taleplerinin daha mı titizlikle değerlendirilmesi gerekir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #81183

Evet, kesinlikle daha titizlikle değerlendirilmesi gerekir. 'Silahların eşitliği' ilkesi, sadece kovuşturma (duruşma) aşamasında değil, soruşturma aşamasının sonunda hazırlanan iddianamenin niteliğiyle de yakından ilgilidir. İki kurum arasındaki ilişki şöyledir: CMK m. 170/2'ye göre, iddianamenin, sanığa ne ile suçlandığını hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde, somut olayları mevcut delillerle ilişkilendirerek anlatması zorunludur. Bu, sanığın 'neye karşı savunma yapacağını bilme' hakkının bir gereğidir. Eğer iddianame, soyut, genel geçer, hangi fiilin hangi delile dayandığı belli olmayan bir şekilde hazırlanmışsa, savunma makamı daha en başından 1-0 yenik duruma düşer. Çünkü neye karşı delil sunacağını, hangi tanığın ifadesini çürütmeye çalışacağını tam olarak bilemez. Anayasa Mahkemesi'nin 'silahların eşitliği' içtihatları, bu durumu daha da önemli hale getirir. Yetersiz bir iddianame ile başlayan bir davada, sanığın, bu belirsizliği gidermek ve kendi tezini ortaya koymak için sunacağı delil toplama talepleri, adeta bir 'dengeleme' aracı haline gelir. Mahkemenin, zaten zayıf bir iddiaya dayanan bir davada, sanığın bu iddiayı çürütmeye yönelik delil taleplerini de reddetmesi, 'silahların eşitliği' ilkesini çift katmanlı bir şekilde ihlal eder. Hem iddianame yetersizdir, hem de bu yetersizliğe karşı savunma yapma araçları kısıtlanmıştır. Bu nedenle, iddianamenin zayıf ve soyut olduğu durumlarda, mahkemenin, savunma makamının delil toplama taleplerini daha geniş ve lehe yorumlayarak kabul etme yükümlülüğü, 'silahların eşitliği' ve 'adil yargılanma hakkı'nın bir gereği olarak ortaya çıkar.