Ceza yargılamasında, savunma makamının, davanın sonucuna etkili olabilecek bir delilin toplanmasını talep etmesi, ancak bu delilin sanığın kendi imkanlarıyla elde etmesinin mümkün olmaması durumunda, mahkemenin bu talebi reddetme konusundaki takdir yetkisi, 'silahların eşitliği' ilkesi açısından daha mı dar yorumlanmalıdır? (Bkz. AYM, Ruhşen Mahmutoğlu, B. No: 2015/22)

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #81171

Evet, bu durumda mahkemenin takdir yetkisi, 'silahların eşitliği' ilkesi gereği kesinlikle daha dar yorumlanmalıdır. Anayasa Mahkemesi'nin Ruhşen Mahmutoğlu kararında da vurguladığı gibi, 'Özellikle sanığın kendisinin elde etme olanağı bulunmayan deliller bakımından yargı makamlarınca savunmaya bunların aksini ortaya koyma hususunda makul imkanların sunulması gerekir'. Bu durumun temelindeki mantık, ceza yargılamasındaki doğal güç dengesizliğidir. İddia makamı (savcılık), devletin cebri gücünü kullanarak her türlü delile (HTS kayıtları, banka bilgileri, MOBESE görüntüleri vb.) kolayca ulaşabilir. Sanık ise bu delillere ulaşmak için tamamen mahkemenin yardımına muhtaçtır. Eğer mahkeme, sanığın kendi başına elde edemeyeceği ve suçsuzluğunu ispatlama potansiyeli taşıyan bir delilin toplanması talebini, çok güçlü ve somut bir gerekçe (delilin var olmadığının kesin olması veya sonuca hiçbir etkisinin olmayacağının bariz olması gibi) olmaksızın reddederse, bu durum: - Sanığın savunma hakkını fiilen kullanılamaz hale getirir. - Taraflar arasındaki mevcut güç dengesizliğini, yargı kararıyla pekiştirerek onarılamaz bir hale sokar. - Silahların eşitliği ilkesini temelden ihlal eder. Bu nedenle, delil sanığın kendi imkanlarıyla elde edemeyeceği bir delilse, mahkemenin bu delili toplama yükümlülüğü, bir takdir yetkisinden çok, adil yargılamayı sağlama 'görevine' dönüşür. Red kararı, ancak çok istisnai ve çok kuvvetli gerekçelerle verilebilir.