Ceza yargılamasında 'doğrudan soru sorma hakkı' (CMK m. 201) ile 'çelişmeli yargılama' ilkesi arasında nasıl bir ilişki vardır? Bu hakkın, mahkeme başkanı tarafından keyfi olarak kısıtlanması, adil yargılanma hakkı açısından nasıl bir sonuç doğurur?
'Doğrudan soru sorma hakkı', 'çelişmeli yargılama' ilkesinin hayata geçirilmesini sağlayan en önemli usuli araçlardan biridir. Bu iki kavram arasındaki ilişki, birinin diğerinin varlık koşulu olmasıdır. - **Çelişmeli Yargılama İlkesi:** Yargılamanın, iddia ve savunma makamlarının, dosyaya sunulan tüm delilleri ve beyanları 'tartışarak' ve bunlara karşı kendi argümanlarını sunarak yürütülmesidir. Sadece delilleri öğrenmek yetmez, onları sorgulama ve test etme imkanı da gerekir. - **Doğrudan Soru Sorma Hakkı (CMK m. 201):** Bu hak, taraflara (Cumhuriyet savcısı, katılan, vekili, sanık, müdafii), sanığa, tanığa ve bilirkişiye, mahkeme başkanı aracılığıyla değil, 'doğrudan' soru yöneltebilme imkanı tanır. Bu, tarafların, beyanlardaki çelişkileri, eksiklikleri ve abartıları ortaya çıkarması, kendi tezlerini güçlendirecek detayları sorması ve gerçeğin ortaya çıkmasına aktif olarak katkıda bulunması için vazgeçilmez bir yöntemdir. Bu hakkın mahkeme başkanı tarafından keyfi olarak, yani CMK m. 201/2'deki 'sorunun davayla ilgisiz olması' veya 'tanığı baskı altında tutma amacı taşıması' gibi yasal gerekçeler olmaksızın kısıtlanması, adil yargılanma hakkının ve özellikle 'savunma hakkı' ile 'silahların eşitliği' ilkesinin ağır bir ihlali anlamına gelir. Çünkü bu, tarafların delilleri sorgulama ve tartışma imkanını, yani çelişmeli yargılamanın özünü ortadan kaldırır. Böyle bir kısıtlama, Yargıtay tarafından mutlak bir bozma nedeni olarak kabul edilmektedir.